Yazan: Ozan Ünsal

Almanlar 1939 yılında Polonya’yı işgal ederek 2. Dünya savaşını başlatıyorlar. Bu insan katliamının unutulmaması için SSCB ve Varşova ülkeleri 1 Eylül’ü Dünya Barış Günü olarak ilan ediyorlar. 1981 yılında ise Emperyalizmin sırıtan yüzü BM (Birleşmiş Milletler) 1 Eylül’ü dünya barış günü olarak resmîleştiriyor. Yine BM tarafından 2001 yılında ise 21 Eylül olarak değiştiriliyor. Şiddetin simgesi olan tarihin barış olarak anılması trajikomiktir.
İnsanlık tarihi savaşlarla doludur. Özellikle kapitalizm insanlık için kan ve şiddetten öteye gidememiştir. Sanayi devrimlerinde işçi sınıfı üzerinde katliamlar yapılırken, sermaye uluslararası niteliğe kavuşunca genel Dünya milletleri ve halkları üzerinde katliamlara dönüştü. Kapitalizm, varlığını sürdürdükçe doğası gereği Dünya üzerinde savaşlar ve katliamlar da bitmeyecektir.
Tarih boyunca sözüm ona imzalanan barış anlaşmalarına bir bakın; 1.ve 2. Dünya savaşları sonrası yenilen ülkeler masaya oturtulmuş ve yenilgilerin diyeti kendilerine imzalatılmıştır. Adına ‘’barış’’ demişler. ETA, (1978 yılında Bask bölgesine özerklik tanınmıştı) Bask halklarının kazanılan haklarının yeterli geldiğini söyleyerek, şiddeti protesto etmeleri sonucunda 2017 yılında silahları bıraktı. IRA 1998 yılında başlayan ve uzun yıllar süren müzakereler sonucu yine silah bıraktı. Sri Lanka, Guatemala, Kolombiya gibi Ülkelerdeki silahlı mücadeleler sonlandırıldı. Dünya Üzerinde Sosyalizmin gerilemesinden sonra manevi ve maddi desteğini kaybeden bu hareketler gerilemek durumunda kaldılar. Ancak bu çelişkilerin bittiği anlamına gelmiyor. Bu ülkelerdeki yoksulluk, haksızlık hala devam ediyor. Her ne kadar baskın gelen güçler buna ‘’barış’’ deseler de bu barış değil tersine kaderine razı etmektir yani baskıdır.
Ortadoğu’da, Latin Amerika’da, Afrika’da, Asya’da, Gazze’de ve Dünya’nın başka yerlerinde bombalarla, açlıkla insanlar katledilirken baristan dem vurmak katledilen insanlara haksızlık olur.
Sınıflar olduğu sürece ‘barış’ söylemi hayalden öteye gitmez. Dünya üzerinde ezen-ezilen sınıflar, ezen-ezilen ülkeler çelişkisi devam ettikçe savaşlarda kaçınılmaz olur. Çelişki hiçbir zaman tek yönlü olmaz. Çelişki bir olgunun kaçınılmaz olarak kendi karşıtını yaratması ve bu zıt olguların mücadelesinden başka bir şey değildir. Ancak zıt olguların varlığı sönümlenirse söz konusu çelişki ortadan kalkar.
Barış ve Savaş çelişkiler mücadelesinin iki tarafıdır. Savaş oldukça barış olmaz. Barış gelince de savaş ortadan kalkar. Günümüzde savaşlar Burjuvaziden ve Emperyalizmden besleniyorlar. Yeni Burjuvazi ve Emperyalizm yenilgiye uğratılmadan gerçek anlamda barıştan söz etmek mümkün değil. Bunu da ancak Komünistler önderliğinde ezilen sınıflar ve halklar başarabilir.
Dünya halklarına gerçek Barışı ve Huzuru getirecek haklı savaşların büyümesi umuduyla..


