2000 SONRASI TÜRKİYE’DE İŞÇİ SINIFININ GELİŞİMİ VE SİYASAL-EKONOMİK DÖNÜŞÜMÜ

Yazan: Ozan Ünsal

Önceki bölümde Türkiye’de işçi sınıfının tarihsel sürecini 2000 yılına kadar ele almıştık. Bu bölümde ise 2000 yılından günümüze kadar olan dönemi irdeleyeceğiz.

Türkiye, 2000 yılında başlayan ve 2001’de zirveye çıkan yeni bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı. Türkiye’nin ekonomi politikası emperyalist ülkelere bağımlı olduğu için istikrarlı bir ekonomik yapıdan söz etmek mümkün değildir. Dünya üzerindeki krizler, kapitalist ekonomi politikası ve emperyalistler arası çatışmalardan kaynaklandığından, en küçük olumsuz gelişme dahi bağımlı ve yoksul ülkeleri çok daha derinden etkilemektedir. Ekonomik bağımlılıktan kaynaklanan bu krizlerin faturası her zaman bağımlı ülkelere kesilmektedir.

2000 krizi de emperyalistleri Türkiye’yi politik olarak yeniden dizayn etmeye itti. Bu dönemde DSP-MHP-ANAP koalisyonu iktidardaydı; ancak bu hükümet artık uluslararası krizlere yanıt veremiyordu. Emperyalistler, Türkiye’deki klasik partiler aracılığıyla süreci yürütemez hale geldiler. 2001 sonrası iktidar için, muhafazakâr kesimin desteğini alan ve kimi Kemalistlerin de yeşil ışık yaktığı AKP sahneye hazırlandı. Hafızalarımızı tazelersek, o dönemde AKP “demokrasi” söylemiyle ön plana çıkarılmış, toplumun birçok kesiminden destek almıştı. Hatta kimi sol örgütler dahi bu söylemlere kapılmıştı. İslam söylemiyle dini kimlik öne çıkarılırken laiklik geri plana itildi. Sol kesimi etkilemek için ise 12 Eylül darbesinin faillerinin yargılanması, askeri vesayetin kaldırılması gibi demokratik jargonlar kullanıldı.

AKP iktidarı, yerini sağlamlaştırana kadar bu politikalarla geniş toplumsal kesimleri kendisine entegre etti. Ancak güçlendikten sonra dönem dönem Kürt siyasetine yaklaşarak Kemalistleri ezdi; kimi dönemlerde de Kemalistlerle yakınlaşıp Kürtleri bastırdı. On yıllık iktidarının ardından kitle desteğini kaybeden AKP, yanına MHP’yi alarak çeşitli hile ve manipülasyonlarla iktidarda kalmayı başardı. AKP, bugüne kadar Türkiye’de tanınan en pragmatist siyasal yapı olarak öne çıkmaktadır; kendi iktidarını korumak için her türlü ittifaka, uzlaşmaya ve hatta ihanete açıktır.

Özelleştirmeler ve Ekonomik Çöküş

2001 krizinin ardından özelleştirmeler yoğun biçimde devam etti. İktidar, krizi atlatmak amacıyla birçok kamu kurumunu emperyalist sermayeye peşkeş çekti. Bankalar, Petkim, Telekom, Tekel fabrikaları, çimento fabrikaları, TÜPRAŞ, TEDAŞ, madencilik şirketleri, limanlar, şeker fabrikaları, kamu hastaneleri, araziler, köprüler, otoyollar ve Kanal İstanbul gibi projeler gelir elde etmek amacıyla yabancı şirketlere devredildi. Devlete ekonomik kaynak sağlayan bu “nefes boruları” da artık ortadan kalktı. AKP iktidarı, kendi iktidarını sürdürmek uğruna kamuya ait bu kurumları adeta kendi malıymış gibi elden çıkardı. Her özelleştirme, daha fazla yoksulluk anlamına geldi. Son yirmi beş yılda ülkenin öz kaynaklarının ezici çoğunluğu yok olurken, iktidar artık satacak bir şey bulamaz hale geldi.

Öte yandan AKP iktidarı, tepeden tırnağa yolsuzluklara ve hırsızlıklara batmış durumdadır. Daha vahim olan ise toplumun bu tür yolsuzluk ve hırsızlıkları zamanla normalleştirmesidir.

Bu özelleştirmelerle 2007-2008 yıllarına kadar 2001 krizinin etkileri hafifletilmeye çalışıldı. Sonraki on yılda ekonomi nispeten istikrara kavuştu. Ancak ekonomik çöküşü önlemek için artık özelleştirilecek hiçbir kaynak kalmadı. 2018 sonrasında çöküş yeniden başladı. Bugün gelinen noktada AKP iktidarı, ekonomik ve buna bağlı olarak politik çöküşü engelleyememektedir. Şimdi, adeta bir can simidi gibi Öcalan ve Kürt siyasal hareketine sarılsa da yaklaşan kötü sonu engelleyememektedir.

İşçi Sınıfında Gerileme ve Hak Kayıpları

Özelleştirmelerin derinleşmesiyle birlikte işçiler, geçmişte mücadeleyle kazanılmış haklarını yitirmeye başladılar. Taşeron ve geçici işçilik yaygınlaştı. Bu yeni yapılar altında işçiler, iş güvencesinden tamamen mahrum bırakıldı. Kalıcı istihdamın yerini geçici işler aldı; bu durum da işçilerin tüm sosyal ve ekonomik haklardan yoksun kalması anlamına gelmektedir.

2000 sonrasında sendikalı işçi oranı %15’lerden %10’un altına düştü. Sendikalar, bağımsız bir tutum almak yerine iktidara yakın kalmayı tercih ettiler; birçoğu adeta AKP’nin aparatına dönüştü. Gerici AKP iktidarı, işçi sınıfını alabildiğine sindirdi ve geriletti. Türkiye’de hiçbir zaman işçi sınıfı gerçek anlamda sınıf bilincine ulaşıp kendi öz gücünü örgütleyemedi. Geçmişte sol hareketlerin örgütlenme çabaları olsa da bu çabalar devlet şiddetiyle bastırıldı. Sosyalist ve komünist hareketler işçi sınıfından koparıldı ve tecrit edildi. Bu durum yalnızca illegal radikal gruplar için değil, yasal sol örgütler için de geçerlidir; devletin baskıları sonucu bu kesimler de daralmıştır. Dolayısıyla, Türkiye’de yasal veya yasadışı hiçbir sosyalist-komünist hareket işçi sınıfı içinde köklü bir örgütlenme sağlayamamıştır.

Kırsal Göç ve Yeni İşçi Tipolojisi

1980 ve 1990’lı yıllarda devletin Kürt ulusal hareketine karşı yürüttüğü savaş sonucu Kuzey Kürdistan’daki birçok köy zorla boşaltıldı. Bunun sonucu olarak kentlere yoğun bir nüfus akışı yaşandı. Bu nüfusun büyük kısmı işçi sınıfına dâhil oldu. Ayrıca Türkiye’nin diğer bölgelerinde de nüfus, genel olarak kırlardan kentlere doğru bir genişleme eğilimindeydi. Kentlere sıkışan bu nüfus özellikle hizmet sektöründe istihdam edildi. “Yarı işçi” olarak nitelendirilebilecek bu kesim, Türkiye’deki işçi sınıfının ezici çoğunluğunu oluşturmakta ve yer aldığı sektörün doğası gereği istikrarlı bir işçi statüsüne sahip değildir.

Sendikaların ve devlet kurumlarının verilerine göre, bugün Türkiye’de işçi sınıfı çalışan nüfusun yaklaşık %70’ini oluşturmaktadır. Bunun yaklaşık %50’si hizmet sektöründe, %20’si ise sanayi sektöründe emek vermektedir. Bu %20’lik kesimin geçimini sağlayabileceği tek şey emeğidir. Bilimsel açıdan değerlendirildiğinde, bu sınıfın kurtuluşu ancak sınıf temelli bir devrimle mümkündür.

Enflasyon, Yoksullaşma ve TÜİK Manipülasyonu

Türkiye’de işçilerin ücretleri sürekli değer kaybetmektedir. Bu durumun anlamı şudur: yüksek enflasyon nedeniyle, örneğin 10 liralık maaşla 1.000 ekmek alınabiliyorken bir sonraki ay aynı maaşla ancak 600–700 ekmek alınabilmektedir. Yani yoksulluk, enflasyonun artışına paralel biçimde derinleşmektedir.

Türkiye’de maaşlar, TÜİK’in açıkladığı istatistikler esas alınarak belirlenmektedir. Oysa TÜİK gibi kurumların bağımsız olması gerekirken, Türkiye’de TÜİK siyasal iktidarın kontrolü altındadır. TÜİK, araştırma sonuçlarını bilimsel verilere dayandırmadan doğrudan siyasi talimatlarla açıklamaktadır. ENAG ve bazı uluslararası kuruluşlara göre enflasyon oranı %140 seviyesindeyken TÜİK bunu %70 olarak açıklamaktadır. Böylece TÜİK, enflasyon oranını sistematik biçimde %50 daha düşük göstermektedir. Devlet, maaş artışlarını TÜİK’in manipüle edilmiş verilerine göre belirlediği için, gerçek enflasyona göre 44.000 lira olması gereken maaşlar 22.000 lira olarak açıklanmakta; bu da yoksulluğun derinleşmesine neden olmaktadır.

İş Güvenliği ve İş Cinayetleri

İş güvenliği açısından da son yirmi yılda tablo oldukça olumsuzdur. İş sahalarında her yıl binlerce “işçi cinayeti” yaşanmaktadır. “Cinayet” nitelemesi, bu ölümlerin büyük kısmının önlem alınmadığı için gerçekleştiğini vurgulamak içindir. İş güvenliğini hiçe sayan işverenler, bilerek ve isteyerek bu ölümlere davetiye çıkarmaktadır. Özellikle maden ve inşaat sektörlerinde iş cinayetleri son derece yüksek seyretmiştir. Bu süreçte 30 binden fazla işçi yaşamını yitirmiştir. Kaçak işçilik ve göçmen emeğiyle bağlantılı birçok ölüm de resmi kayıtlara dâhil edilmemektedir. Bu rakam, tabloyu daha da karanlık hale getirmektedir.

Sonuç: Sınıf Bilinci Sorunu

Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen, Türkiye’de işçi sınıfı hâlâ büyük oranda muhafazakâr ve milliyetçi siyasetlerin etkisi altındadır; küçük bir kesimi ise Kemalist düşünce çevresinde yer almaktadır. Yaklaşık olarak işçi sınıfının %90’ı bu siyasal eğilimler içerisindedir; yalnızca %10’u sol-sosyalist düşüncenin etkisindedir. Bu durum, Türkiye’deki Sosyalist ve Komünist hareketler açısından derinlemesine araştırılması gereken temel meselelerinden biridir.

Scroll to Top