Yazan: Cafer Can

Pas, bir tüfeği sessizce öldürür. Ne bir patlama olur ne bir çığlık. Namlu omuzdadır, şarjör doludur; fakat barut ateş almaz. Dışarıdan bakıldığında savaş sürüyor gibidir, içerideyse çoktan yenilgi kabullenilmiştir.Devrimci mücadelede revizyonizm tam olarak böyle işler: açık bir teslimiyet değil, içten içe ilerleyen bir çözülme yaratır. Silahlar bırakılmaz; ama yön kaybolur. Sözler söylenir; fakat anlamları boşaltılır. Örgüt ayaktadır; ancak artık ilerleyemez.
Bir savaş örgütü çoğu zaman karşısındaki düşman tarafından değil, içine sızan bu çürüme tarafından dağıtılır. Revizyonizm görünmezdir; bu yüzden öldürücüdür. Düşmanla savaşırken teyakkuz hâli vardır, revizyonizmle yaşarken rehavet normalleşir. Reformizm ise bu çözülmenin makyajlanmış biçimidir. “Gerçekçilik” adı altında hedefler daraltılır, “esneklik” denilerek ilkeler aşındırılır. Devrim zorunlu bir kopuş olmaktan çıkar, belirsiz bir geleceğe ertelenir; mücadele ise canlı bir pratik olmaktan ziyade anlatılan bir geçmişe dönüşür.
Bu dönüşüm gürültüyle değil, yavaşlıkla gerçekleşir. Önce dil değişir. Dün düşman olarak tanımlanan güçler bugün “koşullar”, “denge arayışları” ya da “kaçınılmaz ilişkiler” diye anılmaya başlanır. Sözcükler yumuşar, cümleler uzar, kararsızlık teorik bir meziyet gibi sunulur. Ardından hedef bulanıklaşır. İktidar sorunu geri çekilir; düzenle hesaplaşmanın yerini düzen içinde var olma çabası alır. Son olarak örgüt dönüşür. Kadro fedakârlıkla değil, sürdürülebilirlikle ölçülür. Disiplin katılık, ısrar dogmatizm olarak etiketlenir. Risk almamak, olgunluk sayılır.
Böylece savaş örgütü siperden uzaklaşır. Mevzinin dili unutulur, mücadelenin ritmi bozulur. Silah hâlâ kutsal bir simgedir; fakat pratikten çekilmiştir. Mücadele, çatışmayı büyütmek yerine denge gözetmeye indirgenir. Düşmanla hesaplaşmak değil, onunla aynı dili konuşmak marifet gibi sunulur. En tehlikeli eşik de buradadır: düşmanın kavramlarıyla düşünerek devrimci bir sonuç üretileceğine inanmak.
Revizyonist çizgi bu süreci çoğu zaman “sorumluluk” söylemiyle meşrulaştırır. Kitleyi korumaktan, güç biriktirmekten, zamanı kollamaktan söz eder. Oysa yapılan, mücadeleyi risksiz hâle getirerek etkisizleştirmektir. Devrimci mücadelede riskten kaçınmak, düşmana zaman kazandırmaktan başka bir anlama gelmez. Tarih temkinle değil, bedel ödemeyi göze alan iradeyle ilerler.
Bir noktadan sonra ortaya tuhaf bir tablo çıkar. Silahlı bir yapı vardır ama devrimci yönelim silikleşmiştir. Kitleyle bağ sürüyordur; fakat bu bağ dönüştürücü değil, idare edicidir. Geçmiş bedeller hatırlatılır, anmalar yapılır; ancak bu geçmiş bugünün mücadelesine bağlanmaz. Tarih yol gösteren bir pusula olmaktan çıkar, taşınan bir yük hâline gelir. Örgüt geleceği kuran bir özne olmaktan çok, kendi geçmişini muhafaza eden bir yapıya dönüşür.
Bu hâl bir enkazdır. Gürültüsüz, sessiz ama hareketsiz bir enkaz. Düşman bu yapıdan korkmaz; çünkü karşısında ilerleyen bir irade değil, donmuş bir görüntü vardır. Revizyonizm, düşmanın zorla yapamadığını içeriden gerçekleştirir: mücadeleyi etkisizleştirir. Örgüt konuşur, açıklama yapar, çağrıda bulunur; fakat bu bir seferberlik değil, yankıdır. Kendi sesini tekrar eden bir boşluk.
Devrimci mücadelede en tehlikeli an, silahın sustuğu an değildir. En tehlikeli an, silah eldeyken devrimden vazgeçildiği andır. Reformizm bu vazgeçişi akılcılık olarak sunar; revizyonizm teorik bir gerekçeye bağlar. Oysa ortada ne akılcılık ne derinlik vardır. Yalnızca düzenle uzlaşmış, çatışmadan kaçan, bedeli geçmişe havale eden bir siyasal tutum vardır.
Bir savaş örgütü ya mücadele eder ya da çözülür. Bunun ortası yoktur. Devrim ertelendikçe, geri çekilme kalıcılaşır. Revizyonizmle kurulan her uzlaşma, düşman lehine atılmış bir adımdır. Bu nedenle devrimci çizgi en çok içeride savunulur. Çünkü pas dışarıdan değil, içeriden işler; ve temizlenmediğinde, en sağlam görünen yapıyı bile sessizce çökertir.


