Yazan: Bager Rayber

Sınıflı toplumlar dünyasının tarihsel bir zorunluluğu olarak ortaya çıkan burjuva devlet; genel bir ifadeyle üretim araçlarını elinde bulunduran egemen sınıfın, insanın insan ve insanın doğa üzerindeki sömürüsüne dayalı, bürokratik silahlı bir iradesidir. Tepeden tırnağa şiddetle örgütlenmiş olan bu kan emici, öğütücü yapı; ekonomik siyasi ve ideolojik olarak her birine ayrı ayrı denk düşen çeşitli tahakküm biçimlerini geliştirerek, toplumu ve doğayı acımasızca parçalar. Bu yarattığı tahakküm biçimleri ve mülkiyet ilişkisi dünyasına ait olan iletişim ve sarmal ağı zamanın ruhuna ve koşullarına uygun olarak güncelleyip, yine bu güncellemeye göre birbirinden farklı araç, yol ve yöntemleri üreterek; sömürü, yağma ve talana dayalı karakterini her daim canlı tutar. İnsan merkezci, türcü bir yaklaşımla doğanın yaşam alanını dağıtır. Cinsiyetçi, eril, milliyetçi ve ırkçı özüyle toplumları atomize ederek; ikili cinsiyeti kutsar, farklı cinsiyetleri ötekileştirir, kadını erkeğin kölesi ve hizmetçisi yaparken, gerektiği zaman da kadını ucuz iş gücü haline indirger. Ulusları birbirine boğazlatır. Egemen sınıf, bu kirli düzenini korumak için; eğitim, kültür, bilim, din, medya, sanat, edebiyat, tarih, sinema, felsefe vb. gibi akla gelebilecek her şeyi mevcut duruma hizmet edecek bir biçim ve içeriğe dönüştürür. Her toplumdaki egemen kültür, egemen olan sınıfın kültürüdür. Burjuva iktidar, ideolojik ve siyasi olarak kitlelerin bilinç ve yaşam dünyasını kirletir. Kirlenen bilinç yabancılaşır, sonrasında ise sisteme entegre olarak köleleşir ve öz benliğini yitirir. Burjuva devlet yaşanılan bu zaman içinde, karanlık ve baskının hüküm sürdüğü bir yönetim modeline güçlüce yaslanır. Bu modelin (devlet) içinde; gerici egemen sınıf, özel mülkiyetin can damarı olan artı değer ile bedenleri; eğitim, kültür, din, medya vb. ile de zihinleri kontrol eder. Sömürü, tahakküm ve inkara dayalı düşünce kalıpları, yenilenmiş eğitim modelleriyle kökleşip, geliştirilerek aynı zamanda, zamansal süreklilik açısından devamlı güçlü tekrarlarla derinleştirilip yeni nesiller aracılığıyla geleceğe taşınır. Toplum içerisindeki her bir bireyin alışkanlığı ve düşünce biçimi bu devamlılığın yaslanmış olduğu model tarzıyla şekillendirilerek burjuva devlete itaat sağlanır. Böylece bir bütün olarak kitle yönetilmeye muhtaç bir nesne konumuna getirilir.
Burjuva devlet her bir coğrafyanın sosyo-ekonomik yapısına uygun bir karaktere göre kendisini var ederken, temelinden yükseldiği öz ise aynıdır. Askeri, siyasi, ekonomik ve ideolojik hegemonya ile her türlü sömürüyü derinleştirmek onun vazgeçilmez temel yaşam kaynağıdır. Toplumu ve bir bütün olarak yaşamı özgürleştirmenin tek yolu bu gerici aygıt ve düzenini tamamıyla ortadan kaldırmaktan geçer. Beyni sürekli şekillendiren, kalıplaşmış düşünce biçimlerini kökünden kazıyarak lağvetmek ve bu amaca uygun araç, yol, yöntemleri geliştirerek pratikleştirmek özgürlüğe yürümenin ilk kararlı adımlarıdır. Komünist parti, bu araçlardan en önemli olanıdır. Öyle ki, kitlelere devrimci bilinci götürerek onu sistemin gerici düşünce yapısından ayrıştıran, kitleleri bütünleştirip düzenden koparan ve kitleleri mevcut gerici devlet yapısına karşı örgütleyerek, özneleştiren, devamında da bilinci silahlandırıp onu yabancılaşmanın girdabından kurtarıp disiplinel ve tavizsiz bir tarzla bilgiyi isyanlaştırarak kitleyi ayağa kaldıracak tek güç, bu bilinçli örgütlü yapıdır. Komünist parti bu gücünü, kendisini ve her bir kadrosunu sistemden arındırmasından, sistemin bürokratik mekanizmasını derinden parçalamasından ve aynı zamanda iktidarı aldıktan sonra burjuva devletin; askeri, siyasi, ideolojik ve kültürel gücünü silikleştirip daha sonra ekonomik hakimiyetini bütünü ile kırıp, zaman içinde o devlet yapısını tamamıyla ortadan kaldırılması gerektiği bilincinden alır. Komünistler, iktidarı aldıktan sonra devleti asla kutsamazlar.Dolayısıyla devlet meselesine taktiksel yaklaşırlar. Komünist parti, devleti ortadan tamamıyla kaldırmak için proletarya diktatörlüğü öncesinde üretim araçlarını elinde bulunduran egemen sınıfı baskı altında tutarak, egemenlerin sömürdüğü başta işçi sınıfı olmak üzere; farklı ulus, cinsiyet ve doğa üzerindeki iktidarını parçalar ve burjuva devleti yok ederek bu alanları özgürleştirir. Bunun yerine; üretim araçlarının kamulaştırılarak toplumsallaştırıldığı, insanın insan ve insanın doğa üzerindeki sömürü biçimlerinin silikleştirildiği ya da silikleştirilmeye çalışıldığı ve eski devlet iradesi olan kapitalist düzen temsiliyetini sağlayan burjuva devlet yerine, sosyalist devleti getirir. Sosyalist devlet; sosyal, siyasal, ideolojik, kültürel, askeri ve ekonomik olarak burjuvazinin üzerindeki baskı aracı olan, proletarya diktatörlüğüdür. Lakin komünistler bilir ki; sosyalist devletin kurulması demek sınıfların ortadan kaldırıldığı, ekonomik eşitsizliğin kökten çözüme kavuştuğu ya da eski topluma ait olan gerici alışkanlık ve bürokratizmden beslenen sömürücü düşün yapısının tamamıyla kaybolduğu anlamı taşımaz. Sosyalizmde, iktidarı kaybetmiş ama yok olmamış olan eski sınıflarla, proletarya arasındaki antagonist sınıf çelişkilerinin mücadelesi tüm hızıyla devam eder. Dolayısıyla kimin kazandığı sorusu tam olarak net değildir. Adı proleter devlet de olsa, biçimi ne olursa olsun, devletin olduğu hiçbir yerde nihai özgürlük ve eşitlikten bahsedilemez. Çünkü devletler sınıflı toplumların bir ürünü ve bir sınıfın başka bir sınıfı ezmek için kullandığı araçtır. Sınıfların varoluş gerçekliği, devletin ortaya çıkışının ana nedenidir. Bundandır ki; sosyalizmin kendisi de sınıflı bir toplumdur. Yukarıda ifade edildiği gibi proletaryanın burjuvazi üzerindeki baskı mekanizmasıdır. Devrimi sürdürmek ve burjuvaziyi baskı altında tutarak onu adım adım yaşamdan köklü bir şekilde kazımak için komünist partinin kitleleri özneleştirerek yönetime kattığı, proleter devlet biçimine mutlak ihtiyaç duyar. Örgütten örgütsüzlüğe ve devletten devletsizliğe geçişin ara, arınma aşamasıdır sosyalizm. Bundandır ki komünistlerin nihai amacı hiçbir zaman devlet olamaz. Komünistler devleti kutsayarak onu yüceltmek gibi burjuva düşün dünyasından beslenen revizyonist paçavra fikirleri asla benimsemezler. Nihai amaç sınıfsız, sınırsız ve devletsiz bir toplum olan komünizmdir. Komünistlerin yukarıda ifade edilen bu doğruların gerçekliğini kabul etmeleri ve tarihsel olarak bu bilince uygun adımlar atmaları, onları sistem karşısında daima canlı ve güçlü tutacaktır. Aksi tutum ise her alanda yeniden burjuvazinin egemenliğine geri dönecektir.Stratejik hedef olan sınıfsız topluma varmak için, bin bir çeşit zorluk ve bu zorluklar karşısında sakınmadan, kararlılıkla, bedel ödemeyi barındıran uzun bir zaman diliminin sonucunda ulaşılacaktır. Bu noktada komünist parti asıl belirleyici özne konumundadır.Bundandır ki sosyalist iktidar sürdürülerek komünizme varılmak isteniyorsa; komünist parti zamanın koşullarına uygun bir biçimde, kendisini hem teorik hem de kadrosal düzeyde sürekli yenilemelidir. Bu yeniliği kitleler ile bütünleştirebilmeli ve komünist bir düşün yapısının şekillendireceği özgür ve eşit yaşam biçimine varmanın ana damarlarına düzenli olarak temiz kan taşınması gerektiği bilincini parti bir an dahi olsa akıldan çıkartmamalıdır.Durumu detaylandırmak gerekirse, şüphesiz bu ana damarlardan en önemlisi komünist parti içindeki politik mücadeledir. Komünist parti içindeki politik mücadelenin devamlı diri tutularak; başta komünist partinin tüm kadroları ve sonrasında da kitlenin devrimcileştirilerek ilerlemesi, parti içindeki farklı fikir ve düşüncelerin baskılanmaması, bu farklı fikirlerin birbiri ile iki çizgi mücadelesi yürütmesi, parti içindeki bu ilerlemeye uygun; teorik örgütlenme ve örgütlenme araçlarının güncellenerek bir bütün içinde zamanın ruhuna göre disipline edilip, belirlenmiş programlar dahilinde pratikleştirilerek ete, kemiğe büründürülmesi, olması gerekendir. Parti içerisindeki politik mücadelelerin durağanlaşması demek, bilginin zaman karşısında diz çökmesi anlamına gelecektir. Diz çökerek, öz iradesini kaybeden ve öznellikten nesnelliğe inen bilgi, idealistleşerek sistemin sınırları içerisine hapsolacak ve böylece ileri olana değil geri olana (burjuvazi) hizmet etmeye başlayacaktır.Komünist parti içindeki politik mücadelenin canlı tutulması, partinin burjuva sistemden kalan düşün yapısına karşı kararlı mücadele yürüterek önce kendi içindeki her türlü devlet anlayışını sonrasında ise tüm biçimleri ile sistemi yıkacaktır. Ne parti ne de kadrolar kendisini sistemden arındıramıyorsa, değil karşı oldukları sistemi yıkmak onu tekrardan yeni bir biçimde inşa ederler. Bir diğer önemli nokta da şudur, parti içinde politik mücadelenin durağanlaşması, ilerleyen zaman içerisinde komünist partiye yük olacak olan yetkinleşmemiş kadroları ortaya çıkartır.
Ortaya çıkan bu kadrolar ilk olarak partide şöyle bir tabloya neden olur:
1. Partinin en önemli üç saç ayağı olan; ideolojik, politik ve pratik yönleriyle bütünleşemez ve halktan koparlar.
2. Gelişimden kopmuş bu kadro topluluğu, devrimci bir düzeyde sorgulama bilincini yitirdiğinden dolayı gerçeklikten uzaklaşmış olan idealistleşmiş bilgiye yönelir.
3. Bu kadro topluluğu, konfor alanlarına yaslanarak, kafa kol ilişkisi yürütür, doğru olana sırtını döner ve yanlışlara karşı sessizleşir. Bu sessizlik derinleşecek olan karanlık dip yozlaşmanın başlangıcını oluşturur.
4. Bu kadro topluluğu, bilerek bilgiyi devrimcileştirmez. Çünkü bilir ki; devrimcileşen bilgi yeni çelişkilerle birlikte farklı bir bilgiyi doğurur. Yeni bilgi daha güçlü sorumlulukları da beraberinde getirir. Bu sorumluluktan özenle kaçar. Partinin yerine grubu, biz yerine bireyi baz alır. Bütün bunlara sırtını dönmek demek, devrime sırtını dönmektir. Politik mücadeleden yoksun kalmış bu kadrolar devrime sırtını dönerek partiye ve halka ihanet etmekten asla kaçınmazlar.
5. Bu kadro topluluğu parti içinde boy veren bürokratik mekanizmayı görmez ya da görmek istemez. Duruma müdahale etmez ve buna karşı bilinçli bir karşı koyuşu örgütlemez, görse de örgütlemekten kaçınır. Çünkü kendi konfor alanını kaybetmek istemez.
Parti içi bu politik mücadelenin canlılığı hem eski bürokratik anlayışı hem de parti içerisinde boy veren ya da verme ihtimali olan bürokratik çalışma tarzına karşı mücadeleyi diri tutarak, partiyi ideolojik, teorik ve pratik olarak güçlü kılar. Diğer yandan gerici düzene ait olan her türlü anlayış, düşün ve işleyiş biçiminin parçalanması demek, proletarya diktatörlüğünün daha da sağlamlaşmasını beraberinde getirir.
Komünist partinin, yani üst yapının devrimci özünün sağlamlaştırılması ve zaman içerisinde durağanlaşmadan devrimcileşme sürecinin doğru yürütülmesi halkın; devrim ve partiyle bütünleşerek köklü şekilde yönetimde yer alması anlamına gelecektir. Şu da asla es geçilmemelidir; parti, komünizme yürüyüş yolunda amaç değil bir araçtır. Araç olarak kullanılan hiçbir şey amaçlaştırılarak halkın çıkarlarını baltalayan bir duruma getirilemez. Parti amaç haline getirilir, kadrolar da ayrıcalıklı bir konuma evriltilirse, devleti yok etmek için ortaya çıkmış olan parti, devlettin düşün dünyasından kendisini koparamaz, putlaştırma boy gösterir, haktan uzaklaşır ve zamanla karşı olduğu devletin kendisine döner. Bu durum bilinçli bir tükenişin ilk adımlarıdır. Bu adımlar bilinçlerde büyüdükçe, komünist parti halkın çıkarlarına ters düşerek ondan kopan bir iradeye dönüşür. Kendisini ayrıcalıklı gören kadrolar, mücadeleyi sisteme değil parti içerisinde az sayıda kalmış devrimci kadrolara ve kitlelere karşı yürütmeye başlar. Ve hem ortaya çıkan yeni çelişkiler hem de sosyalizmin sınıflı toplum olmasından kaynaklı eskiden kalan çelişkiler devrimci bir temel üzerinden şekillenerek çözülmez. Bürokratik bir tarzın egemen olduğu gerici bir fikir dünyasının lanetli yöntem biçimleri devreye girerek partiyi geriletir. Akabinde bir zamanlar kapitalist sisteme karşı halkın çıkarlarını savunduğunu dile getirerek ortaya çıkan, mücadele yürüten komünist parti, kapitalist sistemin önünde secdeye gitmekten kurtulamaz. Sosyalizmden geriye dönüş yolları açılır. Mücadele kirlenir.
Parti içi bu politik mücadelenin canlılığı hem eski bürokratik anlayışı hem de parti içerisinde boy veren ya da verme ihtimali olan bürokratik çalışma tarzına karşı mücadeleyi diri tutarak, partiyi ideolojik, teorik ve pratik olarak güçlü kılar. Diğer yandan gerici düzene ait olan her türlü anlayış, düşün ve işleyiş biçiminin parçalanması demek, kadroların teorik olarak daha da sağlamlaşmasını beraberinde getirir.
Komünist partinin, yani üst yapının devrimci özünün sağlamlaştırılması ve zaman içerisinde durağanlaşmadan devrimcileşme sürecinin doğru yürütülmesi, partinin derin bir şekilde kitlelerde kökleşmesine dönüşür.
Sosyalizmin bir ara sınıf olduğu gerçekliği biçimine uygun teori ve pratiğini belirlemeyip, kapitalizmden devralınmış olan tüm sosyal, siyasal, ideolojik, ekonomik ve kültürel çelişkileri es geçerek, sosyalizmi sınıfsız gören her devrim, komünal özünü kaybederek adım adım yıkılmaya mahkumdur.
Bir bütün olarak, bunların bilincinde olan Mao yoldaş Çin’de gerçekleşen Demokratik Devrimin ertesi günü olan 5 Mart 1949’da şu tarihi çağrıyı yapıyordu.
“Yoldaşlar, Amaç komünizmdir!”
Mao yoldaşın bu çağrısı elbette içi boş, kuru, sloganist bir cümle değildir. Çünkü Mao yoldaş Marksizm ve Leninizm’i derinlemesine kavramış, dogmatik ve idealist düşünce biçimlerini parçalamış, Marksizm ve Leninizm’i geliştirerek Çin’in somut koşullarına başarılı bir biçimde uygulamış; Marks, Engels, Lenin ve Stalin yoldaşlarının öğretilerini doğru özümseyerek Marksizm’e; bilimsel sosyalizm, felsefe ve ekonomi alanlarında nitel katkılar sunmuştur. Mao yoldaş iyi bir Marksist ve iyi bir teorisyen olduğu kadar çok iyi bir pratikçiydi. Marx’ın “Filozoflar şimdiye kadar dünyayı sadece çeşitli şekillerde yorumladılar, mesele onu değiştirmektir.” sözünün öğretici gücünü derinden özümsemiş bir komünisttir. Mao, sistemi yıkacak olan eleştiri değil, devrim olduğu gerçekliğini pratikleştirerek kitlelere anlatmış ve tek bir devrimle yetinilmemesi gerektiğini, her devrimin yeni devrimleri yaratan bir güce dönüştüğünü, rahmin ise kitlelerin kendisi olduğunun altını önemle çizmiştir. Teori pratiğe evrilirken, her bilgiden yeni bir teori ve yeni bir pratik doğacak ve devrimler böyle ilerleyerek, gelişip gerçekleşecektir. Bu diyalektiğin sonsuza kadar işleyen hareket ve çelişki yasasının özüdür. Aynı zamanda komünizme ilerlemenin yol göstericisi ve pusulasıdır.
Mao yoldaşın Çin devrimine yönelik sosyal, ideolojik, teorik, askeri ve kültürel alandaki katkılarını bir önceki makalemizde işlediğimiz için daha fazla detaya girme gereği görmüyoruz.
1949 Çin Devriminden sonra Mao yoldaş kesin bir zaferin hala kazanılmadığını önemle vurguluyordu. Mao yoldaşı bu temel düşünceye iten ana sebepler şunlardır:
1) Devrimin gerçekleşmiş olması demek, komünist parti ve kadroları ile birlikte kitlelerin tamamıyla sistemden arındığı anlamını taşımıyordu.
2) Komünist parti içindeki birçok kadro yeni tipteki bu devrimi tam olarak kavrayamamışlardı.
3) Komünist parti içinde binlerce kadro bulunmakta fakat bu kadrolar örgütlenip bedenen partiye katılmış olsa bile birçoğu teorik ve düşün biçimi olarak hala burjuvazinin etkisindedir.
4) İdeolojik ve teorik anlamda ciddi zayıflıklar taşıyan kadrolar, karşı devrimci unsurlar tarafından çok rahat yönlendirilebilir bir pozisyondadır.
5) Belki devrim gerçekleşmişti ama eski fikir, eski bilgi, eski alışkanlık ve eski davranış biçimleri toplumda hala canlı olarak duruyordu.
6) Devrim öncesi ve sonrasında bilerek kendisini gizleyen burjuvalar sosyalist saflarda kalmaya devam ettiler. Bunlar zaman içinde fikirleri zayıf olan kesimleri etkileyerek onları kendi saflarına çekmeye çalışıp devrime karşı bir örgütleme içerisine sürükleyebilirlerdi.
7) Mao yoldaş Sovyetlerdeki gelişmeleri de yakından takip ediyor. Sovyetlerdeki çelişkileri inceliyor, onlardan ciddi dersler çıkaracak çözümlemeler yapıyor ve yeni teorik fikirler geliştiriyordu.
Kısaca bir bütün olarak bakıldığında evet devrim belki gerçekleşmişti ama sosyalizm içindeki çelişkiler tüm hızıyla devam ediyordu.
Zaman ilerledikçe yaşananlar Mao yoldaşı haklı çıkartıyordu. Sovyetler ‘de ortaya çıkan parti içi bürokratizim ve sosyalizmin bir devlet biçimi olmasından kaynaklı ortaya çıkan çelişkiler Stalin yoldaş tarafından doğru tahlil edilememiş, haliyle bu durumun çözümüne uygun doğru araç, yol, yöntem ve taktikler de geliştirilememiştir. Bunun sonucunda çelişkiler derinleşmiş ve Sovyetlerde geriye dönüş yolları üzerindeki engeller bir bir ortadan kalkmaya başlamıştır. Mao yoldaş; Paris Komününden, Ekim Devrimine ve sonraki sürece yani Lenin ve Stalin dönemi ile Stalin sonrası dönemi ince bir titizlikle incelemiş ve önemli dersler çıkartmıştır. Özellikle Stalin’in ölümünden sonra Kruşçev’in önderliğinde Sovyetlerde baş gösteren revizyonizme karşı ciddi teorik mücadele yürütmüş, durumu ÇKP içerisinde de teşhir etmiş, Lenin ve Stalin yoldaşların komünist mücadeleye olan katkılarını kararlılıkla savunarak, revizyonizmi mahkûm edip ideolojik mücadeleyi ileri taşımıştır. Mao yoldaşın bu mücadelesi dünya komünist hareketleri tarafından da ilgiyle takip edilmiş ve desteklenmiştir. Mao yoldaşın gerek kitle çalışmalarında gerek makalelerinde gerek katıldığı toplantılarda gerekse parti içindeki faaliyetlerinde önemle üstünde durduğu konu; Devrim güçlendirilmez ise sosyalizmden geriye dönüş tehlikesinin daima canlılığını koruduğuna yönelik olan düşüncesiydi. 1949 yılında devreye konulan sosyalist dönüşüm sürecinin 1956 yılına kadar ilerletilmesinin sancılarıyla geçen bu zorlu sürecin içerisinde birçok çelişki açığa çıkmıştır. Lakin komünist parti içindeki kadroların çoğunun ideolojik düzeydeki geriliği ve devrimin neyi amaçladığı, nasıl ilerlemesi gerektiği ve bu ilerleme ile birlikte ortaya çıkacak olan sorunların çözümüne yönelik teorik ve pratik anlamdaki yetersizlikleri sebebiyle devrimin ileri taşınması zorlaşıyordu. Bu yetersizlikler başka tipte çelişkileri de ortaya çıkartıyordu. Sovyetlerde yaşanılan tehlikenin farklı bir versiyonu Kruşçev’inde destek olduğu ÇKP içerisinde ortaya çıkmıştı. ÇKP içerisinde filizlenerek boy veren revizyonizm ve onun sadık temsilcileri olan; Liu Shaogi, Deng Xioping ve Lin Biao gibi karşı devrimci unsurların önderliğindeki yapı; partiye, halka, mücadeleye ve komünizm teorisine ciddi zararlar vererek belirginleşmeye başladı. Komünist parti merkezinden, belediye yönetimlerine, orduya ve sosyalist devletin her kademesinde aktifleşerek devrime karşı, karşı devrimci hamleler açıktan başlamış ve bunların öncülüğünde bürokratik ayrıcalığa dayalı bürokratik çalışma tarzı ve komünizme yürüme yolundaki çizgiden sapma hali iyiden iyiye kendisini göstermişti. Ortaya çıkan bu çelişkileri analiz eden Mao ve diğer komünist kadrolar parti içerisinde ideolojik mücadele yürütmüş, çeşitli eğitim çalışmaları başlatmış, eleştiri, öz eleştiri yöntemiyle sorunun üzerine gitmiş durumu değiştirme yolunda devrimci yol, yöntem biçimlerini devreye sokmuşlardır. Lakin komünist parti içinde kümelenen bürokratik kadrolar partinin önemli mekanizmalarını ele geçirmiş ve kendilerine dokunulmaz konfor alanları inşa ederek her türlü eleştiri ve itirazı bastırmaya çalışmışlardır. Mao yoldaş bu duruma kararlılıkla karşı koymuştur fakat durumu değiştirme noktasında istediği verimli ortamı yaratmakta ciddi zorluklar yaşamıştır. Bürokratik kapitalist kadrolar; öğrenci ve işçilerin bazı talepler için başlatmış olduğu boykot ve grevleri önemsememiş, karşı çıkmış, eleştirilerini bastırmaya çalışmıştır. Mao yoldaş öğrenci ve işçilerin taleplerini haklı bularak desteklemiş ve parti merkezine çökerek şeflikten beslenen bürokratik yapıyı teşhir etmiştir. Mao yoldaş halkın tepkisini önemsiyor, eleştirilerini dikkate alıyor, bu tepki ve eleştirilerin daha da etkinleşmesi noktasında adımlar atıyordu. Bununla da yetinmiyor eleştirilerini parti içine yönelterek partide ısrarla ikna ve dönüşüm yöntemini devreye sokuyor, partide olumlu anlamda değişim ve dönüşümün önünü açmaya çalışıyordu. Gerici sistemi yıkmak ve halkı özgürleştirmek için kendisini var ederek devrimi gerçekleştiren partinin üst kademelerinde bulunan kadroların devrimci çizgideki bu sapma hali derinleştikçe; toplumsal, siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel anlamdaki kaosta git gide derinleşiyordu. Revizyonist fikirlerin egemenliği altına giren komünist parti kutsallaştırılıyor, yürütülen mücadele halkın çıkarları için değil tam tersine halkın çıkarlarını baltalayan, bürokratik mekanizmanın korunmasına yönelik çalışmalara yöneliyordu. Mao ve diğer komünist kadrolar, eğitim kampanyaları düzenleyerek, komünist parti ve kitlelerde bilinç seviyesini yükseltmeyi amaçlamış, parti içerisinde iki çizgi mücadelesi yürüterek komünist fikirleri savunmuş, “Yüz Çiçek Açsın, Yüz Fikir Akımı Yarışsın!” şiarıyla kitlelerin düşün, fikir ve eleştiri mekanizmasını etkinleştirerek yeni devrimci ve yaratıcı tarzların gelişerek, büyümesinin önünü açmaya çalışmışlardır. Özellikle halk içerisinde çelişkilerin çözümü noktasında, çelişkilerin doğru bir temelde ele alınarak, bu çelişkilerin çözümüne yönelik uygun araç, yol ve yöntemin ışığında iktidarın komünist parti merkezinden alınıp kitlelerin bütününe yaydırılması öncelenmiştir.Mao yoldaş kitlelerin kendisini nesnellikten öznel bir duruma evriltmesi gerektiğini ve bunun komünizme yürümenin tek yolu olduğunu defalarca dile getirmiş, bunun için muazzam bir çaba harcamıştır.
Dört eskiye karşı mücadele bayrağını azimle göndere çekmiştir. Dört eskiye karşı yürüttüğü bu çalışmaları sadece halkta ve komünist parti kadrolardaki etkinliğinin kırılmasına yönelik içinde geçici çözümler barındıran yöntemler ile ilerletmemiş tam tersine bu gerici fikirlerin tümden yok olmasına dönük kalıcı bir düşün yapısının yerleştirilmesine yönelik devrimci bir yönelimi devreye sokmuştur. Mao yoldaş çelişkilerin çözümü noktasında sürekli bir arayış ve güncelleme içerisindedir. Bildiği ile yetinme haline savaş açmış, var olana ve mutlaklığa asla sırtını dayamamış, devrim daha ileri nasıl taşınır noktasında teori ve pratiğin diyalektik dansından süzülen estetikliğin takipçisi olmuştur. Bu kaosun içinde yeni teorik belirlemelerle kendi bilinç seviyesini yükseltmiş ve yeni çözüm biçimlerini geliştirmiştir.
Şunun altını önemle çizmekte fayda var. Mao, her şeye rağmen ikna ve dönüştürme yolunu izlemiş ve ısrarla kazanmaya dönük programlar geliştirmeye çalışarak partiyi yeniden yapılandırma gayreti içerisinde olmuştur. Bütün bu çabalarına rağmen kapitalist yolcular bu emeği boşa düşürmek için her yolu izlemiştir. Onlar gerek parti içerisinde gerekse halk içerisinde bürokratik düşün biçimini derinleştirerek, sınıfları ortaya çıkaran koşulları besleyen ve çelişkileri büyüterek çözümsüzlüğü dayatan adımları atmaktan çekinmemişlerdir. Komünist parti içindeki komünist kadrolar tasfiye ediliyor, köylerdeki komünler dağıtılmaya çalışılarak hedef alınıyor, şehirlerdeki işçi hakları gasp ediliyor ve kitleleri ortak mülkiyeti savunma anlayışından kopartarak, özel mülkiyet anlayışını güçlendirip, eşitsizliği yasallaştıran çalışmaları hayata geçiriyorlardı. Komünist partiyi kitlelerden kopararak partiyi ve kendi kadrolarını ayrıcalıklı bir konuma getirip bireyselleştirmek, devrimci olanı parçalamak onların vazgeçilmez görevleri arasındaydı.
“Halkın özgürlüğü ancak devletin tüm gücünün gerçek manada ve tam olarak halka ait olduğu zaman, ancak tam olarak sağlanmış olacaktır.” Lenin.
Çelişkiler derinleştikçe komünist parti halktan kopuyor, kitlelerde huzursuzluk artıyordu. Derinleşen çelişkilere uygun yeni çözüm yöntemleri gerekiyordu. Bunun için parti içindeki burjuvaziyi yıkıp, komünist temelde yeniden yapılandırarak; köklü, keskin bir arınma sürecini hayata geçirip ilerlemek tek yoldu. Proletarya diktatörlüğünü komünizme vardırmanın tek yolu şüphesiz bu arınma halinden geçiyordu. Peki bu arınmanın ana gövdesini oluşturan temel itici kuvvet, bu kuvveti yönlendirecek ve bununla birlikte bilgiyi hareket özgürlüğüne kavuşturarak bir üst aşamaya sıçratacak olan güç neydi? Mao yoldaş bu aşamayı çok iyi kavramış ve düşüncesinde durumu berraklaştırmıştı. Ona göre bu iki soruya verilecek cevaplar şöyleydi:
1- Birinci aşamanın ana gövdesini oluşturan temel itici kuvvet KİTLELERDİR.
2- Diyalektik materyalizm ışığında, bilgiyi hareket özgürlüğüne kavuşturarak, bir üst aşamaya sıçratacak güç ise DEVRİM İÇİNDE BİRBİRİNİ KÖRÜKLEYEN YENİ DEVRİMLERDİR.
Marksizm ve Leninizm’in; Mao Zedung’un Marksizm’e olan nitel katkıları sonucunda Marksist bilimin bir üst aşaması olan MAOİZME sıçrayışı olan BÜYÜK PROLETER KÜLTÜR DEVRİMİ başlıyordu. Mao bu teorileri pratikle bütünleştirmek için kitlelere şu tarihi çağrıyı yaptı:
“Komünist parti içindeki burjuva karargahları bombalayın!”
Tarihler 1965 yılını gösterdiğinde Liu Shaogi öncülüğünde gerçekleşen karşı devrimci harekete karşı başta komünist partinin kendisine ve bu unsurların halk içerisindeki etki alanlarına yönelik komünist kadroların öncülüğünde kitleler devrimci kalkışma hareketi başlattı. Bu durum daha önce tarihte görülmemiş bir perspektifle kitlelerin komünizme yürüyüşündeki bilinçli, kararlı duruşunun bir ifadesi iken aynı zamanda devrimci teorilerin kitlelerle birlikte pratikleşme hamlesidir. Teorinin lafta kalmayarak zamanın koşullarına uygun bir biçimde, devrimci pratiğe evrilmesi ile ne denli muazzam bir güç ve yaratıcılığın ortaya çıkarabileceğinin ispatıdır. Bununla birlikte BPKD proletarya diktatörlüğünün sürdüğü bir anda proletarya diktatörlüğü içinde, devrim içinde yeni bir devrim aşamasıdır. Mao’nun önceden de önemle belirttiği gibi “Sosyalizm iktidarında da proletarya ve burjuvazi arasındaki mücadele devam edecektir” görüşünün net ispatıdır. Bu yönüyle BPKD Marksizm’de bir sıçrama ve genel anlamda evrensel bir realitedir. Dünyanın neresinde olursa olsun gerçekleşecek olan her sosyalist devrim kendi içerisinde, kendi koşullarına uygun yeni devrimleri geliştirmek zorundadır. Aksi halde kapitalist sisteme olan dönüşler kaçınılmaz bir sonun kendisini ortaya çıkartacaktır.
Eğer Sosyalist devrimlere öncülük eden komünist partiler proletarya diktatörlüğü altında yeni devrimleri koşullayacak olan gelişmeleri sağlayamıyor ya da var olan mevcut devrimi ileri taşıyacak hamlelerde bulunamıyorsa bu sosyalizmin sınıfsız bir toplummuş gibi ele alınma hatasından ileri gelmektedir. Bu durum sosyalizm döneminde ortaya çıkacak olan çelişkilerinde doğru yol ve yöntemlerle çözülemeyeceği demekti. Şüphesiz Mao’nun önemle üzerinde durduğu ve derinlemesine analiz ettiği nokta tam da burasıdır. Buna karşı hem geçmişte hem de bugün burjuvazinin kalem tetikçiliğini yapan kesimler BPKD’ni karalamak, içini boşaltmak ve onun komünist özünün gelecek kuşaklar tarafından benimsenmesini önlemek için BPKD’nin Liu Şhaogi ile Mao arasındaki bir iktidar kavgasının sunucuymuş gibi lanse etmeye çalışmış, çalışmaktadırlar. Bunu dile getirmelerinin diğer bir gizli planı da şudur, Liu Şhaogi’ yi komünist göstererek sözde komünistler arasındaki iktidar dalaşı şeklinde belirtip, sınıf mücadelesini es geçerek komünistleri, komünizmi ve komünist düşünceleri kirletme gayreti içine girerek, bürokratik anlayış temsilcilerini komünizm ile özdeşleştirmeye çalışmaktadırlar. Oysa yaşananlar sosyalizm içinde yer alan iki sınıfın, yani burjuvazi ile proletaryanın hem ideolojik hem de siyasal alandaki bir çarpışmasıdır.
Komünist parti içerisinde yeşererek kümelenen ve halkı ötekileştirerek, yönetimde söz hakkını gasp edip, halkı pasifleştiren bürokratik anlayışa karşı; öğrencilerin, işçilerin, kadınların, köylülerin, eğitim, sağlık vb. alanlardaki emekçilerin hep birlikte devrimci bir ayaklanma yoluyla; eğitim ve eleştiri alanında müthiş bir enerji ortaya çıkartmış, bu enerji ile hem komünist partide hem de toplumda köklü bir sosyal, kültürel ve ideolojik dönüşüm amaçlanmıştır. Başta üniversite öğrencileri olmak üzere, birçok kesimden insan sayısız duvar gazeteleri aracılığıyla komünist partiyi ve onun burjuva politikalarını eleştiriyor, yerine sosyalist anlayış biçimini egemenleştirmeye çalışıyordu. Burjuva bürokratik yönetim bu çalışmaları da boşa düşürmek için yasaklamalar ve şiddet içeren karşı hamleler gerçekleştirmişlerdir. Bu noktadan sonra halk ve komünistler mücadeleyi siyasal bir niteliğe büründürmek zorunda kalmışlardır. Bir yanda karşı devrimin halkı ezerek, şiddet içeren hamlelerine karşı direniş gösterilirken diğer yanda ise eğitim, eleştiri, değiştirme ve dönüştürme çabası ile bürokratizmi ve kapitalizme dönüş biçimlerini söküp atma metodu yani ideolojik mücadele tüm canlılığı ile sürdürülüyordu. Bu iç içe geçen siyasi ve ideolojik mücadele biçimi proletarya diktatörlüğünün komünizme yürümesinin en berrak ve en nitelikli pratik yöntemlerinden biridir. Devrimi var olanla sınırlamadan kapitalist yolcuları al aşağı edip devrimin kendi eksikliklerini aşan, geliştiren ve derinleştirerek devrimcileştiren, devrimci bir hamlenin kendisidir kültür devrimi.
Mao yoldaş ve diğer komünist kadroların çağrılarıyla başlayan kültür devrimi, halkı mücadele alanlarına çekerken diğer yandan ise bilinç seviyesinde büyük sıçramalar yaratıyordu. Bu durum halkın özneleşme bilincini derinden etkiliyor onu mücadelenin esas öznesi konumuna getiriyordu. Halkın özneleşme bilincinin ne denli önemli olduğu kitleler tarafından kavrandıkça bu kavrayışa özgün yeni adımlar da atılıyordu. Öğrencilerin önderliğinde kırlarda başlatılan eğitim seferberliği ile ezber ve sorgulanamaz bir metot üzerinden inşa edilmiş olan klasik eğitim sistemi darbelenmiş, yerine her öznenin (öğretmenler de dahil), her fikrin, konunun ve işleyişin sorgulanabildiği bilimsel bir bakış yerleştirilmiştir. Bu devrimci yöntem halktaki bilinç seviyesini yukarı çekmiş ve devrimin ne denli önemli olduğunu tekrardan kitlelere kavratmıştır. Yine binlerce gönüllü sağlık emekçisi kırlara giderek orada yaşayan insanlara ücretsiz sağlık hizmeti vermiştir. İşçilere olan itibar artmış, görüş ve önerileri halk içerisinde büyük bir saygınlık görmüştür. Komünist kadrolar, eğitim ve sağlık emekçileri sadece belirli bir alanda faaliyet yürütmemiş, gittikleri her yerde üretime katılmışlardır. Dolayısıyla hep birlikte, köylerdeki komünleri güçlendirmiş, bunun sonucunda komünal düşün ve kolektif bilincin derinleşmesi ile köylülerin kendi alanlarında karar alma, uygulama ve yönlendirme iradeleri yetkinleştirilmiştir.
Kültür devrimi kitlesel bir seferberlikle bütünleşerek pratiğe geçmiş, akabinde gerici sistemi derinleştirerek bireyselliği sömürücü düşün ve ayrımcı fikir anlayışını besleyen “Dört eskiye karşı” (eski gelenekler, eski adetler, eski kültür ve eski fikirler) mücadele bayrağını yükselterek kolektif bilinçten beslenen, eşit yaşam savunusunu topluma benimseten, devrimci fikirlerin yerleştirilmesini kararlılıkla uygulamıştır. Bunun yanında en önemli özü ise şudur; yönetimi, komünist parti içerisinde kümelenen karşı devrimci bürokratik kesimden alıp, halkın kendisine devrimci bir temelde devredilmesi mücadelesidir. Yani komünist parti, bir yandan bürokratizmden arındırılıp halkla birlikte yeniden yapılandırılırken, diğer yandan ise herhangi bir bürokratik mekanizmaya ihtiyaç duymadan halkın özne olarak, kendi kendisini ilerleterek yönetmesidir. Durum, devletsizliğe doğru yürümenin ilk güçlü adımlarıdır. Her komünist kadro, kendi düşün dünyasındaki burjuva devlet anlayışına karşı mücadeleye girmiş, halkla bütünleşmiş, üretime katılmış ve kararlılıkla komünist fikirleri savunmuştur.Kadrolar bu kavgayı yürütürken asla bireysel değil, toplumsal bir kurtuluşu amaçlayan irade ortaya koymuşlardır. Komünistlerin bu mücadelesine karşı, kapitalist yolcularda boş durmamış devrimin içini boşaltan, karalayan ve onu açıktan bastırmaya çalışan adımlar atarak, onu özünden koparmaya çalışmışlardır. BPKD karşıtları Mao yanlısı görünerek, Mao’nun dokunulmaz ve sorgulanamaz olduğunu ileri sürerek Mao’yu ve devrimi putlaştırmaya çalıştı. Böylece onu eleştirilemez olarak gösterip, burjuva devlet düşün dünyasına ait olan anlayış biçimini halka benimseterek idealizm ve bürokratizmi amaçlaştırmaya çalıştılar.
BPKD’nin halka tam olarak kavratılması ve mücadelenin başarıya ulaşabilmesi için komünist kadrolar tarafından Kızıl Muhafız birlikleri kurulmuştu. Bu birliklerin görevleri arasında; doğru eleştirinin yürütülmesi, dört eski alışkanlığa karşı mücadele etmek, kitlelerdeki ideolojik dönüşümü devrimci bir temelde sağlamak, devrimci politikaları kitlelere anlatarak kavratmak, bürokratizmi teşhir etmek ve devrimi halkla bütünleştirerek, halkla birlikte yeniyi inşa etmekti. On binlerce kızıl muhafız bunun için canla başla mücadele etti. Kapitalist yolcular, Kızıl Muhafız’ ların taklitlerini yaratmış, halk içerisinde şiddet olaylarının körükleyerek onları halka karşı boşa düşürmeye çalışmışlardır. Özellikle Kruşçev revizyonizminin Çin’deki en sağlam temsilcilerinden biri olan Lin Biao’nun Mao adına kurduğu sahte örgütler (16 Mayıs örgütü vb.) Mao’yu hem putlaştırıyor hem komünistleri itibarsızlaştırıyor hem de halkı birbirine düşürüyordu. Bu gruplar yabancı elçiliklerine saldırarak yabancı düşmanlığını körüklüyor, bütün bunları Mao adına yaptıklarını dile getiriyor, Mao’yu ilahlaştırarak şiddeti meşrulaştırmaya çalışıyorlardı. Mao yoldaş durumun farkındaydı ve yaşananlara müdahale ederek halka ve devrimcilere şöyle sesleniyordu:
“Şiddete hayır! Şiddet ancak insanların derisini ve etini etkileyecektir ama düşüncelerini değiştirmeyecektir.”
Mao yoldaşın çağrısıyla HKO (Halk Kurtuluş Ordusu) olaylara müdahale etmiştir. Mao yoldaş bu müdahaleler esnasında silahların kullanılmamasını özellikle belirtmiş ve HKO silah kullanmamıştır.
Şunu da belirtmek gerekiyor; eleştiri, ikna ve ideolojik olarak dönüştürme esasına dayalı olan kültür devrimi sürecinde komünistlerin hiç hata yapmadığı ya da yanlış bir yol izlemediği anlamı çıkartılmamalıdır. Özellikle bilinçli yetkin kadroların yetiştirilmemesi, kitlelerin bu yeni yol arayışında tecrübesiz olması, bazı aşırılıkların ve yanlış yol ve yöntemlerin devreye girmesini kaçınılmaz kılmıştır. Bilinçsiz olan kadrolar devrimi savunmak adına aşırılıklar üretmiş ve bazı şiddet eylemlerine ve davranış biçimlerine başvurmuşlardır. Bunun yanında bu yetkinleşmemiş kadrolar bilgi anlamında geri olduklarından devrimi, devrimci fikirleri tam olarak özümseyememiş, dolayısıyla sistemin kendisini yeniden nasıl üretebildiği çözümlemesini de net bir şekilde yapamamışlardır. Bütün bunların sonucunda komünist parti içerisinde boy veren, gelişen ve alan hakimiyeti anlamında genişleyen karşı devrimci yapıya müdahale etme iradesini tam olarak, bilinçli bir düzeyde ortaya koyamamışlardır. Bir diğer eksik ve hatalı yön de Mao yoldaşa aittir. Mao yoldaş başından sonuna kadar durumun farkındadır. Sorunun başlangıç aşamasında kapitalist yolcular tarafından ortaya konulan fikir ve bu fikirlerin pratikleştirilmesi noktasında kendisini var eden çelişkileri; farklı fikir, düşünceler biçimi olarak değerlendirmiş, başta uzlaşmaz çelişki olarak görmemiş, ısrarla eleştiri yürüterek değiştirmeyi hedeflemiştir. Gerek çelişki üzerine makalelerinde gerek konuşmalarında gerekse toplantılarda bu yolu izlemiştir. Kapitalist yolcuların en önemli temsilcilerinden olan başta Deng Xioping ve diğer birçok kişiye yaptırım uygulamış fakat bu ve benzeri kişiler daha sonradan tekrardan parti yönetimine alınmışlardır. Mao yoldaş ısrarla iki çizgi mücadelesi yürütmüş ve “Yüz çiçek açsın yüz fikir birbiriyle yarışsın” gibi yöntemlerle değişim ve dönüşümü hedeflemiştir. Evet bunlar olması gereken ve atılması gereken devrimci hamlelerdir. Fakat bize göre Mao yoldaşın bu noktada gereğinden fazla esnek politikada ısrarcı olması bir hatadır. Nitekim bu adımlar sonucunda kapitalist yolcular ısrarla her seferinde eleştirel ya da çeşitli yaptırımlar uygulanarak ikna ve dönüştürme yolu üzerinden değiştirilmeye çalışılmış ama bu unsurlar değişmek istemeyerek her seferinde partiye ve halka daha fazla zarar veren bir iradeye evrilmişlerdir. Bu karşı devrimci unsurların partiden tasfiye edilmesi gerektiği bir gereklilikken bu yapılmamıştır. Bu adımların zamanında atılmayışı kültür devriminin daha güçlü bir şekilde ilerlemesini engellemiş ve kapitalist yolcuların yürütmek istediği çalışmalara zaman kazandırmıştır.
BPKD burjuvazinin her türüne karşı Mao yoldaşın kitleleri devrimci bir temelde seferber ederek; “Burjuva kaleleri ateşe verin ve tüm karargahları bombalayın!” çağrısıyla komünist parti içerisindeki önemli yönetim kademelerini elinde bulunduran kapitalist yolculara, yani parti içerisindeki üst yapıya karşı gerçekleştirilmiş bir siyasal devrimdir.
“Toplumdaki doğru-yanlış mücadelesinde, Maoist öncü önderliğinde kitlelere dayanma, onların konuşma-örgütlenme davranışlarını teşvik etme, yasaklayıcı, idari, tedbirci değil ikna, dönüştürme çizgisini temel alma, yönetimi üretime, üreticileri yönetime sokma çizgisinin kendisidir.”
BPKD proletarya diktatörlüğü döneminde komünistlerin üstünde en çok durması gereken şu dersi tüm berraklığı ile açığa çıkarmıştır: Sosyalistler, burjuvazinin iktidarını yıkarak devrim yapabilir, iktidarı alabilir. Fakat burjuvazi; sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik olarak toplumun beyninde yaşamaya devam etmektedir. Bunun için sosyalist iktidar içerisinde sayısız kültür devrimi olmadan sosyalizmden komünizme varmak imkansızdır. Her bir kültür devrimi kendisinden bir önceki devrimden; daha radikal, köklü ve bilinçli kopuşlar gerçekleştirmeyi hedeflemelidir. Aksi bir tutum devrimi kırılgan, geçici ve günü kurtaran köksüz, yalancı zaferlerin hakimiyetine indirger.
Bilginin, zamanın akışına uygun doğru bir perspektif ile devrimcileştirilmesi, hiçbir mücadele biçimini mutlaklaştırmadan bu bilginin pratikleştirilmesi, kitlelerin devrimi içselleştirerek sayısız devrimci dönüşümle kapitalist sistemden daha köklü kopuşları yaşamasını koşullar. Bu kopuş ve arınma hali asırlardır insan beynine hükmeden karanlığı parçalayarak sayısız yırtıcı güzelliği içinde barındıran bir dünyanın kapılarını insanlığa açar.Mao yoldaşın BPKD ile geleceğe bıraktığı öz tam da budur. Kültür devriminin bu özünü kavrayamayanlar; somutluktan, zamandan ve gelecekten kopuk çaresiz bir çırpınış haline mahkûm olmaktan kurtulamayacaklardır. Kültür devrimi kitlelerin beynindeki sınıflı toplumlar dünyasının en acımasız aracı olan devlet mekanizmasının parçalanmasıdır.Komünist olmak için sadece proletarya diktatörlüğünü savunmak yetmez. Proletarya diktatörlüğünü; sınırsız ve sınıfsız bir topluma taşımak için kültür devriminin bu komünist özüne, militan bilincine sıkıca sarılıp bedeli ne olursa olsun onu geleceğe taşımak, ertelenemez devrimci bir görevdir.
BPKD 10 yıl sürdü ve 1976 yılında Mao’nun fiziksel olarak ölümü ile birlikte kapitalizmin taktiksel zafer kazanmasıyla yenildi. Fakat sosyalizm dönemindeki çelişkilerin hangi araç, yol ve yöntemle çözüleceğine dair geleceğe güçlü bir iz bıraktı. Bundandır ki, o her daim günceldir. BPKD sadece Çin’de değil dünyanın birçok ülkesinde yeni komünist partilerin doğumuna vesile olmuştur. Keza Türkiye / Kuzey Kürdistan’da komünist önder İbrahim Kaypakkaya önderliğinde 24 Nisan 1972’de kurulan Maoist Parti kültür devriminin bir ürünü olarak filizlenmiştir. Bu bilinçli siyasal devrim: “Mao’nun ekonomi, politik, felsefe ve sosyalizm sorunları alanında Marksizm ve Leninizm’i bir üst aşamaya taşıyarak Maoizme ulaşmasıdır.” Egemenlerin en büyük korkusu işte tam da bu ürkütücü yaratıcılığının kitlelerle buluşabilme halidir. Çünkü MAOİZİM; karanlığa yani devlete mahkûm edilip daha sonra dipsiz bir kuyuya itilen ve acıyla orada kıvranan ezilenlere, geleceğin devletsiz, aydınlık dünyasından uzanan devrimin sayısız eli, kolektif bilincin özgür yaşam çağrısıdır.
ŞAN OLSUN MAOİZME VE BÜYÜK PROLETER KÜLTÜR DEVRİMİNE!
Son..


