Yazan: Pamir Zagros

Son zamanlarda dilinde halkın diliyle kurulmuş birkaç cümle ile Dersim’in dağlarında, köylerinde, ehaşk’larında ucube bir vali dolaşıp duruyor. Sosyal medyayı oldukça aktif kullanan bu zat, halkı da bu sosyal medyada bir reklam yüzü olarak kullanıp pirim yapmakla kalmıyor sanki devletin niteliği değişmiş ve sanki bu kez halkı anlamaya gelen bir yüz varmış gibi davranıyor. Oysa gerçekte değişen devletin niteliği değil, o kirli yüzüne taktığı maskedir.Hiçbir devlet görevlisi, devletin politik aklından bağımsız davranamaz. Bir vali, devletin tarihsel hafızasının dışında konuşamaz. Çünkü her bir devlet görevlisinin hareket alanı devletin çizdiği sınırlar kadardır. Bugün Dersim’de dolaşan sözde o halkçı figür, aslında devletin halkı yeniden ikna etme çabasının, meşruiyetini onarma planının yeni versiyonudur.
Dersim’in tarihsel bilinci bilir ki, devlet, Dersim’ de yalnızca silahla değil, dille, imajla, kültürle de savaşmıştır. 1938’de bombalarla susturulamayan bu coğrafya, şimdi emoji suratlı bir ucube aracılığı ile kuşatılmak istenmektedir. Dün yapılan katliamların yerini bugün kültürel asimilasyon; tankın yerini halk toplantısı; infazın yerini sosyal medya gülümsemesi almıştır. Çünkü çıplak baskı her zaman sonuç vermez. bazen halkın rızası, zorbalıktan daha etkili bir silahtır. Bugün “iyi vali” söylemi, devletin bu yeni savaş biçiminin ürünüdür.
Devlet, Dersim’de her dönem farklı yöntemlerle aynı amacı gütmüş, Dersim i kontrol altına almaya çalışmıştır. Kimi zaman güvenlik politikası, kimi zaman kalkınma hamlesi, kimi zaman turizm yatırımı adı altında yürütülen her adım, bu kontrol arzusunun başka bir biçimidir. Maden ruhsatlarıyla, baraj projeleriyle, orman yollarıyla Dersim’in doğası paramparça edilirken; valinin “doğasever” imajı bu talanı perdelemek için kullanılmaktadır.Dağların altı şirketlere, suların akışı barajlara, inanç yerleri güvenlik kameralarına teslim edilirken; vali halkın sofrasında birlik, beraberlik nutukları atmaktadır. Bilinmelidir ki,devletin yumuşak eli, sert yumruğundan daha tehlikelidir; çünkü yaşattığı onca zulmü sarılarak unutturur.
Bugün Dersim’de açılan her maden ocağı, yalnızca doğayı değil, halkın yaşam alanlarını da yok etmektedir. Bu, ekonomik bir proje değil, politik bir stratejidir. Suyun yönünü değiştirmek, dağın kalbini oymak, yalnızca doğayı değil, hafızayı da yaralamaktır. Çünkü Dersim’in hafızası dağlardadır, nehirlerdedir, kutsal ziyaretlerdedir. Bunu bilen devlet, bundan dolayıdır ki önce o hafızayı susturmaya yönelmiştir.
Valinin ehaşk ziyaretleri, inançlara duyulan bir saygının değil, o inançları denetim altına alma çabasının ifadesidir. Devlet, geçmişte silahla yapamadığını bugün sembollerle yapmaya çalışmaktadır. Ehlileştirilmiş bir inanç, asimilasyona açık bir halk demektir. Devletin hedefi, korkuyla değil, rıza ile teslim olmuş bir Dersim yaratmaktır.
Bu yüzden “iyi vali” miti, masum bir kişilik hikâyesi değil, politik bir mühendislik ürünüdür. Devletin dönemsel ihtiyaçları neyi gerektiriyorsa, valiler her zaman o biçime sokulmuştur.bazen demir bir yumruk, bazen yumuşak bir yüzle çıkarlar halkın karşısına. Fakat o yumuşak yüz, hep aynı merkeze, aynı tahakküme aittir. Bugün güleryüzle yaklaşan, yarın aynı coğrafyayı güvenlik gerekçesiyle ablukaya alabilir, katliamlar yapabilir. Dolayısıyla devletin yüzü değişse de özü yine aynı özdür.
Fakat Dersim halkının hafızası en az Munzur suyu kadar canlıdır. Bu toprakların insanı, hem dağın sabrını hem suyun direncini taşır. Her kuşak, devletin bir başka yüzünü görmüştür; ama her seferinde aynı gövdenin gölgesini tanımıştır. Her karış toprağı halkın evlatlarının kanıyla sulanan, her dağı barut kokusuna boğulan, bütün ormanları şarapnel parçalarıyla dağlanan, “her zerresinde kardeş kanı olan” bu coğrafyanın baş eğmeyen iradesi tarihin hiçbir kesitinde bu denli bir saldırı altında olmadı. Bugün yapılan manipülasyon, bu iradeyi teslim almayıhedeflemektedir. Fakat halkın belleği, bir güler yüzle silinemez, silinmemelidir. Bugün Dersim de süregiden çeteleşmenin, sokaklarda patlayan silahların, yaşanan ölümlerin, kadın bedenini pazarlayan aşağılık düzenin, uyuşturucu ve silah ticaretinin, ez cümle yaşanan bütün bu pisliğin ardında o sosyal medya soytarısı vali ve onun temsil ettiği o devlet vardır. Dahası devlet ve onun yerel ölçekteki temsilcisi vali stratejik oynamaktadır. Bugün Dersim deki çete gruplarının hemen hemen tamamında ya şehit yada tutsak ailelerinin çocukları vardır. Yozlaşma ve çeteleşme faaliyetini, kendine tehdit olarak gördüğü en radikal kesim içinde yürütmektedir. Bu kesim içinde teslim aldığının önünü açıp yol verirken, teslim alamadığını şu veya bu şekilde sürmekte ya da hapsetmektedir. Kısacası saldırı bizzat içeriye en köklü yere yapılmakta ve çok açık ki bu alan teslim alınmaktadır.
Devlet, Dersim’in dağlarına “hizmet” adıyla girer, ama ardında susuz bırakılmış dereler, delik deşik edilmiş dağlar, güvenlik gerekçesiyle kapatılmış yollar bırakır. Sonra çamurdan eşgaline bir gülümseme kondurduğu ucube bir vali göndererek “devlet artık başkadır” der. Oysa devlet hep o aynı devlettir. Sermayenin, çıkarın ve inkârın devleti. Onun iyi yüzü de, kötü yüzü de aynı bedene aittir.
Ve bu halk çok iyi bilmektedir ki, hiçbir vali halktan değildir; her vali devlettendir. Devlet hangi maskeyi takarsa taksın, halkın gözündeki gerçeği silemez.
Dersim’in dağları bu gerçeği taşır, nehirleri bu gerçeği fısıldar, rüzgârı bu gerçeği hatırlatır.
Gülümseyen devlet, gene o aynı devlettir. Ve Dersim, o gülümsemenin ardındaki pas tutmuş dişleri görmek zorundadır.


