İRAN’DA EMPERYALİST MÜDAHALEYE KARŞI BAĞIMSIZ DEVRİMCİ HAT VE TÜRKİYE DEVRİMCİ HAREKETİNİN GÖREVLERİ

Yazan: Cafer Can

ABD ve İsrail’in İran’a dönük askeri saldırıları, emperyalist sistemin kriz momentlerinde başvurduğu zor siyasetinin yeni bir halkasını oluşturmaktadır. Uzun menzilli füze saldırılarıyla askeri ve sivil alanların hedef alınması, bölgesel güç dengeleri ve nükleer tartışmalar üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılsa da, özünde emperyalist hegemonya mücadelesinin ürünüdür. Emperyalizm, müdahalelerini her zaman yüksek ideallerle süsler; fakat pratiği, bağımlılık ilişkilerinin yeniden tahkim edilmesidir.

İran’daki mevcut rejimin baskıcı niteliği, sınıf çelişkilerinin üzerini örten bir “ulusal birlik” retoriğiyle yönetim krizini aşmaya çalışması ve emekçi sınıflar üzerindeki siyasal tahakkümü bilinen gerçeklerdir. Ne var ki bu gerçeklik, emperyalist saldırıya en küçük bir meşruiyet sağlamaz. Bir ülkenin iç çelişkileri, dış askeri müdahalenin gerekçesi haline getirildiği anda, halkın özneleşme imkânı emperyalist merkezlerin planlarına bağlanmış olur.

Bu noktada belirleyici olan, çelişkilerin doğru konumlandırılmasıdır. Yerli gericilik ile emperyalist gericilik arasında tercih yapmak devrimci bir tutum değildir. Her iki odak da emekçi sınıfların tarihsel çıkarlarına karşıdır. Ancak somut durumda dış müdahale, ülkenin siyasal geleceğini doğrudan emperyalist planlara bağlama hedefi taşıdığı için, anti-emperyalist duruş güncel ve merkezi bir görev niteliği kazanır.

İran Komünist Partisi’nin yaptığı açıklama bu çerçevede ele alınmalıdır. Parti, emperyalist saldırganlığa karşı açık ve net bir tutum alırken, halkın kurtuluşunun dış güçlere havale edilemeyeceğini vurgulamaktadır. Bu yalnızca ulusal bir pozisyon değildir; dünya devrimi perspektifine sunulmuş bir çağrıdır. Komünist partiler kendi ülkelerinde Enternasyonal’in temsilcileridir; mücadeleleri ulusal sınırların ötesinde, dünya proletaryasının ortak stratejik çıkarlarıyla anlam kazanır. Dolayısıyla İran Komünist Partisi’nin tutumu, aynı zamanda dünya komünist hareketine yöneltilmiş bir sorumluluk çağrısıdır.

Açıklamada yer alan şu vurgu, meselenin özünü berraklaştırmaktadır:

“Ser vermek ama sır vermemek.”

Bu ifade, devrimci romantizmin değil; örgütsel ciddiyetin ifadesidir. Savaş ve müdahale koşulları, provokasyonların, yönlendirmelerin ve sızma girişimlerinin yoğunlaştığı dönemlerdir. Hem rejimin güvenlik aygıtı hem de emperyalist istihbarat mekanizmaları, devrimci çevreleri manipüle etmeye ve çözmeye çalışır. Böyle bir momentte ideolojik netlik ile örgütsel disiplin birbirinden ayrılmaz. Bağımsız devrimci hat, ancak bu kararlılıkla korunabilir.

Açıklamada öne çıkan bir diğer başlık şudur:

“Kadınların öncülüğünü kabul etmek ve bu öncülükleri güçlendirmek.”

İran’daki toplumsal hareketlilik, özellikle kadınların öncülüğünde belirginleşmiştir. Kadınların mücadelesi, yalnızca kültürel bir itiraz değil; sınıfsal ve siyasal tahakküme karşı kolektif bir karşı koyuştur. Patriyarkal tahakküm ile sınıf egemenliği iç içe geçmiş durumdadır. Bu nedenle kadınların öncülüğünün güçlendirilmesi, devrimci stratejinin tali değil asli bir unsurudur. Emperyalist merkezlerin kadın özgürlüğü söylemini askeri müdahaleye ideolojik kılıf haline getirmesi ise bu mücadelenin içini boşaltmaya dönük bir girişimdir. Kadın özgürlüğü bombardıman uçaklarının gölgesinde değil, örgütlü halk mücadelesi içinde gelişir.

Açıklamada ayrıca şu uyarı yer almaktadır:

“Rejimin ajanlarına ve onların militan çevrelere sızmasına karşı her zaman uyanık olmak.”

Bu uyarı, yalnızca teknik bir güvenlik meselesi değildir. Müdahale dönemleri, siyasal çizgilerin bulanıklaştığı, tasfiyeci eğilimlerin güç kazandığı dönemlerdir. Emperyalizm, doğrudan askeri güç kadar ideolojik müdahaleyle de hareket eder. “İnsani müdahale”, “demokratik geçiş”, “uluslararası toplum” gibi kavramlar, askeri planların ideolojik aparatlarıdır. Devrimci hareketin görevi, bu söylemleri teşhir etmek ve bağımsız sınıf hattını netleştirmektir.

Burada özellikle bir noktayı vurgulamak gerekir: Daha önce konuyla ilgili kaleme aldığımız yazıda da belirttiğimiz üzere, “enternasyonal dayanışma” kavramı çoğu zaman liberal bir duyarlılığa indirgenmekte ve sınıf içeriğinden koparılmaktadır. Dayanışma, soyut bir ahlaki destek biçimi olarak ele alındığında, emperyalist müdahaleye karşı net bir siyasal konumlanışı garanti etmez. Oysa mesele, Enternasyonalizm’dir. Enternasyonalizm, dünya devriminin ortak stratejik çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi, her ülkede emperyalist müdahaleyi teşhir etmeyi ve kendi burjuvazisine karşı mücadeleyi içerir. Bu nedenle İran’a yönelik saldırı karşısında görev, yalnızca “dayanışma” göstermek değil; kendi ülkelerimizde emperyalist politikaları teşhir etmek ve karşı mücadeleyi büyütmektir.

Türkiye devrimci hareketi açısından mesele bu çerçevede ele alınmalıdır. Türkiye, bölgesel güç dengelerinin tam ortasında yer almakta; NATO üyeliği ve emperyalist blokla kurduğu ilişkiler üzerinden bölgesel müdahale politikalarının bir parçası haline gelmektedir. Dolayısıyla İran’a yönelik saldırı, Türkiye açısından dışsal bir gelişme değildir. Emperyalist müdahale karşısında suskunluk, fiilen bu politikanın arkasında durmak anlamına gelir.

Türkiye devrimci hareketinin görevleri birkaç başlıkta somutlaşmaktadır:

Birincisi, emperyalist müdahaleyi açık ve net biçimde teşhir etmek. ABD ve İsrail’in askeri saldırganlığının bölgesel istikrar ya da demokrasiyle ilgisi olmadığını; bunun emperyalist güç mücadelesinin bir uzantısı olduğunu ortaya koymak.

İkincisi, İran’daki gerici uygulamaları emperyalist müdahaleye gerekçe haline getiren söylemleri ideolojik olarak çözmek. Yerli gericiliğe karşı mücadele, emperyalist askeri planlara eklemlenmeden yürütülmelidir.

Üçüncüsü, Enternasyonalizm ilkesini somutlamak. Bu, Türkiye’deki komünistlerin kendi egemen sınıflarına ve onların emperyalist blokla kurduğu ilişkilere karşı mücadeleyi yükseltmesi anlamına gelir. Dünya devrimine hizmet, soyut çağrılarla değil; somut politik mücadeleyle mümkündür.

Son olarak, bağımsız devrimci hattın korunması. Ne emperyalist askeri müdahalenin yedeğine düşmek ne de bölgesel gerici bloklardan birine angaje olmak… Türkiye devrimci hareketi için esas olan, proletaryanın bağımsız siyasal konumunu tahkim etmektir.

İran halkı kendi tarihsel hesabını kesecekse, bunu ABD’nin ipiyle değil; kendi örgütlü gücüyle yapacaktır. Bu ilke, yalnızca İran için değil; tüm ezilen halklar için geçerlidir. Emperyalist müdahaleye karşı çıkmak, dünya devriminin stratejik çıkarlarını savunmaktır. Bağımsız devrimci hat, bugün hem İran’da hem Türkiye’de hem de dünya ölçeğinde belirleyici bir önem taşımaktadır.

Scroll to Top