Yazan: Sevda Tali

On yıllardır coğrafyamızı ve geniş anlamıyla Orta-doğuyu yakından ilgilendiren önemli gelişmelere tanık oluyoruz. Emperyalist güçler ve bağımlı yerel devletler kendilerince sorunsuz bir Orta-doğu yaratmak istiyorlar. Nüfuz alanlarını genişletip pekiştirmek istiyorlar. Rusya-Asya eksenli iktidarları tasfiye edip ABD-İsrail ve AB yanlısı güçleri iktidarlaştırıyorlar.
Bu it dalaşında kaybeden yine ezilen, yoksul halk ve devrimci örgütler oluyor. Özellikle Öcalan’ın teslimiyetçi-uzlaşmacı paradigması sonucunda Güney, Kuzey ve Rojava’daki kazanımlar lağvedildi. Saldırıların karşısında dayanamayan ulusal hareket, T.C. devletine yedeklenerek kendisine alan açmaya çalışıyor. Bu da devrimci halk kitleleri arasında ve devrimci hareketlerde ciddi moral bozukluğuna neden oluyor. Devrimci kurumlar konjonktürel duruma göre yeni strateji ve taktikler belirleyerek konumlanmak durumundalar. Şu anda ciddi bir belirsizlik olsa da zaman içerisinde öyle ya da böyle herkes kendisine bir yön çizecektir.
Umutsuzluk, yalnızca bireyin içinde yaşadığı bir duygu değildir. Bazen toplumun bütününe veya belli bir kesimine yayılan, insanların geleceğe ilişkin inancını zayıflatan siyasal ve toplumsal koşulların ürünüdür. İçinde yaşadığımız bu dönemde olduğu gibi, savaşların, ekonomik krizlerin, eşitsizliğin, adaletsizliğin ve yalnızlaşmanın arttığı dönemlerde insanlara sık sık aynı düşünce dayatılır: “Hiçbir şey değişmez.” İşte devrimci mücadele tam da bu düşüncenin karşısında durur.
Çünkü tarih, değişmez görünen düzenlerin değiştiğini defalarca göstermiştir. Bugün nispeten refah seviyesi daha iyi olan toplumsal sistemler, geçmişte insanların verdiği mücadelelerin sonucudur. İşçi hakları, sendikal örgütlenme, kadınların siyasal hakları, çalışma sürelerinin kısaltılması ve demokratik kazanımlar kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. İnsanlar bir araya gelmiş, örgütlenmiş ve değişim için mücadele etmişlerdir. Sonuç olarak toplumsal, demokratik haklar elde etmişlerdir.
Bu nedenle umutsuzluğun gerçek panzehiri yalnızca “iyimser olmak” değildir. Asıl mesele, insanın kendisini değiştirme gücüne sahip kolektif bir iradenin parçası olarak görmesidir. Örgütlenmek, yalnızlıktan kurtulmanın ve geleceğe müdahale etmenin somut yoludur.
Umutsuzluk nasıl büyür?
Kapitalist toplum insanları çoğu zaman birbirinden kopararak yaşatır. Herkes kendi geçimini, kendi geleceğini, kendi başarısını düşünmek zorunda bırakılır. İş yerinde rekabet, toplumda bireyselleşme, sosyal yaşamda yalnızlaşma insanlara sorunlarının kişisel olduğunu düşündürür.
Oysa milyonlarca insanın yaşadığı aynı sorunların yalnızca bireysel sorunlar olmadığı açıktır. Geçinememek, güvencesiz çalışmak, işsiz kalmak, barınma sorunu yaşamak veya geleceğe güven duyamamak tek tek insanların başarısızlığı değildir. Bunların arkasında ekonomik ve siyasal ilişkiler vardır.
İnsan kendi yaşadığı sorunun yalnızca kendisine ait olduğunu düşündüğünde çaresizlik büyür. Fakat aynı sorunu yaşayan insanların varlığını gördüğünde başka bir ihtimal ortaya çıkar: birlikte hareket etmek.
Örgütlenmenin en önemli anlamlarından biri budur. İnsanlara “Yalnız değilsin” demenin ötesine geçer ve “Birlikte değiştirebiliriz” fikrini somutlaştırır.
Örgütlenmek yalnızca bir araç değil, bir irade yaratmaktır
Devrimci örgütlenme, insanların yalnızca belirli bir eylem için yan yana gelmesi değildir. Asıl mesele, ortak bir düşünce, ortak bir mücadele anlayışı ve ortak bir gelecek tasavvuru yaratabilmektir.
Tek tek insanların gücü sınırlı olabilir. Fakat örgütlü insanlar kendi deneyimlerini birleştirerek daha büyük bir toplumsal güç oluşturabilirler. Bir kişinin itirazı duyulmayabilir; binlerce insanın ortak talebi ise toplumsal bir gerçekliğe dönüşebilir.
Bu nedenle örgütlenmek aynı zamanda insanın kendi gücünü keşfetmesidir. “Ben ne yapabilirim?” sorusunun yerini “Biz ne yapabiliriz?” sorusu aldığında siyasal düşüncenin zemini değişir ve alanı genişler.
Devrimci siyaset burada yalnızca iktidarın ele geçirilmesi fikrine indirgenmemelidir. Bu fikir mücadeleyi güdük bırakır. Asıl perspektif, nasıl bir iktidar anlayışı inşa ederizdir. Devrimci mücadele, insanların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olabilecekleri yeni toplumsal ilişkilerin kurulması arayışıdır. Üretim ve tüketimin eşit, özgürlük alanlarının geniş, dayanışma ve sömürünün ortadan kaldırılması bu arayışın temel değerleridir.
Umut beklemekle değil, mücadele etmekle büyür
Umutsuzluğun en tehlikeli biçimi, insanın geleceğin değişmeyeceğine inanmasıdır. “Böyle gelmiş, böyle gider” düşüncesi, mevcut düzenin en güçlü savunma mekanizmalarından biridir.
Devrimci düşünce ise bunun tersini söyler: Hiçbir toplumsal düzen sonsuz değildir.
Ancak değişim kendiliğinden gerçekleşmez. Bunun için insanların örgütlenmesi, düşünmesi, tartışması, öğrenmesi ve birlikte hareket etmesi gerekir. Bu süreç kolay değildir. Yenilgiler, hatalar ve geri çekilmeler yaşanabilir. Devrimci mücadele, bütün bunlara rağmen geleceğe ilişkin inancı koruyabilme mücadelesidir.
Bu açıdan umut, gerçeklerden kaçmak değildir. Tam tersine, gerçekliğin bütün ağırlığını görmesine rağmen değişim ihtimalinden vazgeçmemektir ve bunun için çaba göstermektir.
Gerçek umut, “Her şey cennet misali güzel olacak” demek değildir. Gerçek umut, “Bugün kötü olanı değiştirmek için ne yapabiliriz?” sorusunu sormaktır.
Devrimci saflarda örgütlenmek
Devrimci saflarda örgütlenmek, kişinin kendi hayatından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanın kendi hayatını toplumun diğer insanlarının hayatından koparmadan düşünmesidir.
Bir işçinin kendi hakkını savunması önemlidir; fakat aynı zamanda bütün işçilerin haklarının savunulması gerektiğini görmesi daha büyük bir siyasal bilinç yaratır. Bir öğrencinin kendi geleceği için mücadele etmesi değerlidir; fakat eğitim sistemindeki eşitsizliğin bütün öğrencileri ilgilendirdiğini kavraması, mücadeleyi bireysel bir talepten toplumsal bir talebe dönüştürür.
Örgütlenme tam da bu dönüşümü sağlar.
İnsanların birbirini dinlediği, deneyimlerini paylaştığı, ortak sorunlara ortak çözümler aradığı bir mücadele alanı yaratır. Böylece yalnızlık yerini dayanışmaya, çaresizlik yerini kolektif iradeye, umutsuzluk ise mücadeleye bırakabilir.
Bugün birçok insan siyasetten uzak duruyor. Bunun nedenlerinden biri, siyasetin hayatlarını değiştirebileceğine olan inançlarını kaybetmiş olmalarıdır. Fakat siyasetten çekilmek çoğu zaman sorunların ortadan kalkmasını sağlamaz. Aksine, karar alma süreçlerini başkalarına bırakmak anlamına gelir. Yani meydanı kendince olumsuz bulduğun anlayışa terk etmek demektir.
Bu yüzden örgütlenmek yalnızca bir siyasi tercih değil, aynı zamanda kendi geleceğine sahip çıkmak anlamına gelir.
Örgütlü bir güç olma perspektifi, umudun filizlendiği andır.
Umutsuzluk insana “Yalnızsın ve hiçbir şeyi değiştiremezsin” der. Örgütlenme ise bunun karşısına başka bir gerçek koyar: “Yalnız değilsin ve birlikte hareket ettiğinde gücün var.”
Devrimci mücadelenin en önemli kazanımlarından biri de budur. İnsanlara yalnızca bir gelecek programı sunmak değil, o geleceği birlikte kurabileceklerine dair özgüven kazandırmaktır.
Bugünün karanlığı ne kadar ağır olursa olsun, hiçbir karanlık kendi başına tarihin sonu değildir. Tarih, insanların müdahalesiyle şekillenir. Devrim, milyonlarca insanın küçük ve büyük mücadelelerinin birleşmesinden doğar.
Bu nedenle umudun kaynağını yalnızca gelecekte aramamak gerekir. Umut, bugünkü mücadelede de vardır. Bir araya gelen insanlarda, birbirine omuz verenlerde, haksızlığa karşı ses çıkaranlarda ve ortak bir gelecek için örgütlenenlerde vardır.
Umutsuzluğun panzehiri, gerçeklerden kaçmak değil; gerçekleri değiştirmek için örgütlenmektir.
Çünkü örgütlü insan yalnız değildir. Örgütlü mücadele ise geleceği yalnızca seyretmek değil, kolektif iradeyle değiştirme perspektifidir.


