BASTIRILAN HAFIZA, SATILAN SÖZLER VE BAĞIMSIZ DEVRİMCİ HATTIN TARİHSEL ZORUNLULUĞU

Yazan: Cafer Can

1514 Çaldıran’dan 1891 Hamidiye Alayları’na ve oradan bugünün Türkiye’sine uzanan hat, devletin kendisini tekleştirme çabasının ve bu çabanın önünde duran toplumsal damarları bastırma iradesinin kesintisiz bir tarihidir. Çaldıran’da başlayan büyük kırılma yalnızca bir savaşın sonucu değildi; devletin kendi iktidarını tahkim etmek için uyumsuz gördüğü kesimleri hedef almasının başlangıcıydı. Yüzyıllar boyunca süren bu çizginin merkezinde Aleviler yer aldı, çünkü Alevilik devletin “tek kimlik, tek itaat, tek merkez” anlayışıyla hiçbir dönemde bağdaşmadı. Devletin kutsallaştırıldığı, milliyetçi-homojen bir kimlik inşasının esas alındığı, buna uymayan herkesin “tehlike” kategorisine konduğu bütün dönemlerde Aleviler, varoluş biçimleri nedeniyle sistemin gözünde bir türlü “makbul” olamadılar. Onlara atfedilen ilericilikten bağımsız olarak, devletle tam uyum göstermemeleri bile başlı başına hedef alınmaları için yeterli sayıldı.

Çaldıran’ın savaş meydanında verilen şeref ve namus sözlerinin, güç değişir değişmez feodal çıkar hesaplarına kurban edilmesi, tarihin karanlık sayfalarından yalnızca biri değildir. Kalender Şah’a edilen vaatler, Osmanlı ordusuyla birlikte hareket eden kimi aşiretlerin o sözleri ne uğruna çiğnediğini açıkça ortaya koyar. Bugün hâlâ şu soru kendini dayatır: O şeref ve namus sözleri kaça satıldı? Bu sorunun cevabı yalnızca tarih kitaplarında değil, halkın hafızasında ve devletle yakın durmak adına halkına sırtını dönen bütün çizgilerin pratiğinde yaşamaya devam ediyor.

Hamidiye Alayları’nın kuruluşu, bu devlet-feodal işbirliğinin modern formudur.Osmanlı’nın merkezileşme siyasetini derinleştirmek için yetkilendirilen yerel güçler, Alevilere, Ermenilere ve devlete uyum göstermeyen bütün topluluklara karşı taşeronlaştırıldı. Bu mekanizma yalnızca bir askeri teşkilat değil, devletin işine gelmeyen toplulukları “dizayn etme” aracıydı. Bugün de devletle uyumlanmayı siyasal strateji haline getiren çizgilerin dilinde özellikle “hazırız, göreve talibiz” vurgularında Hamidiye mantığının güncel yansımaları açıkça görülüyor. Ahmet Özer’in ve Abdullah Öcalan’ın “devlet için hazırız” tonundaki mesajları, devrimci bir çizgiden değil, devletin ihtiyaçlarına göre şekillenen bir pozisyondan besleniyor. Halktan değil devletten onay alması gereken hiçbir çizgi bağımsız değildir; bağımsız olmayan ise halkın özgürlüğünü taşıyamaz.

Alevilerin tarih boyunca yaşadığı baskının sebebi mistik bir ilericilik değil; devletin monolitik yapısına entegre olmamalarıdır. Kendi yolunda yürümeleri, iktidarın belirlediği kalıplara sığmamaları, kimliklerini devletin biçtiği şekle göre düzenlememeleri onları sürekli hedef haline getirdi. Bu nedenle Alevilere yönelik baskı, bir inanç meselesinden çok daha fazlasıdır; devletin kendisine benzemeyene tahammülsüzlüğünün yapısal sonucudur. Buna rağmen Aleviler, yüzyıllar boyunca devletin baskısına, zorbalığına, katliamlarına rağmen biat etmediler. Seyid Rıza’nın darağacındaki sözleri, Kalender Şah’ın savaş meydanındaki kararlılığı bu topraklarda iktidara karşı boyun eğmeyenlerin tarihsel çizgisidir. Onlar size boyun eğmedi; bu gerçeği hazmedemeyen ise devletin kendisi oldu.

Bugün Türkiye’de bağımsız devrimci hattın zorunluluğu, tam da bu tarihsel deneyimlerin içinden yükseliyor. Devletin çıkarlarına yaslanarak halkın özgürlüğünü savunmak mümkün değildir. Devlete yakın duran her çizgi, er ya da geç halkın aleyhine konumlanır; tarih bunu defalarca kanıtladı. Çaldıran’da feodal beylerin, Hamidiye döneminde taşeronlaşan aşiretlerin, bugün ise devlete uyumlanmayı siyaset zanneden hareketlerin ortak noktası, halktan kopuşlarıdır. Bağımsız devrimci hat, bu kopuşun karşısında durmanın, halkın gerçek çıkarlarını merkeze almanın, biat etmeyenlerin tarihsel mirasını sürdürmenin yegâne yoludur.

Anadolu’nun bastırılan hafızası bize şunu söyler: Bu topraklarda özgürlüğün yolu devlete yaklaşmaktan değil, ondan bağımsızlaşmaktan geçer. Yüzyıllardır ayakta kalan o baş eğmez damar, bugün hâlâ yol göstermeye devam ediyor. Biz bu yolun yolcusuyuz. Bu yolda eğilmedik, eğilmeyeceğiz.

Scroll to Top