KARMATİLER

Yazan: Pavel Korçagin

Karmatiler, Abbâsî hilafetinin en güçlü göründüğü fakat aslında toplumsa çelişkilerin en keskinleştiği dönemde ortaya çıkan radikal bir hareketti. 9. Yüzyıl sonlarında Irak, Bahreyn ve Hicaz bölgelerinde örgütlenen bu hareket, İsmailî daîlerin etkisiyle doğmuş olsa da, kısa sürede kendine özgü bir toplumsal ve siyasal program geliştirdi. Hamdan Karmat ve EbûSa‘îd el-Cennâbî gibi önderler, tek başına dini yorum farkı üzerinden değil, doğrudan doğruya ekonomik ve siyasal sömürüye karşı alt sınıfları örgütlediler. Özellikle Bahreyn’de 899’dan itibaren kurulan Karmatî devleti, yaklaşık iki yüzyıl boyunca Abbâsî otoritesine kafa tuttu.

Bu devletin en dikkat çekici yönü, toplumsal örgütlenmesiydi. Karmatiler, mülkiyetin ortaklığına dayalı, üretim ve paylaşımın kolektifleştirildiği bir düzen kurdular. Vergilerin kaldırılması, kadınların toplumsal yaşama daha aktif katılması, sınıfsal ayrıcalıkların ortadan kaldırılması, onların eşitlikçi bir toplum ideali taşıdığını gösterir. Bu, feodal düzenin ve hilafetin dayattığı sömürüye karşı doğrudan bir alternatiftir. Tarihçiler, bu düzeni zaman zaman “ilkel komünizm benzeri” bir deneyim olarak nitelendirmiştir.

Karmatilerin askeri ve politik yöntemleri, onların salt bir mezhep hareketi değil, devrimci bir isyan olduğunu açıkça ortaya koyarmaktadır. Abbâsî ticaret yollarına ve hac kervanlarına yönelik saldırılar, hilafetin ekonomik damarını kesmeye dönük bilinçli bir stratejiydi. 930 yılında Mekke’nin işgal edilmesi ve Hacerü’l-Esved’in Kâbe’den sökülerek Bahreyn’e götürülmesi, dini sembollerin iktidarın meşruiyet aracına dönüştürülmesine karşı radikal bir reddiye niteliğindeydi. Bu olay, Abbâsî hilafetinin prestijini derinden sarstı ve Karmatilerintarihe kazınmasına yol açtı.

Politik mücadeleler tarihi açısından  Karmatiler, Mazdek’in İran’da aristokrasiye karşı yoksullar lehine başlattığı eşitlikçi hareketin, Babek Hürremî’nin 9. Yüzyılda feodal zorbalığa karşı yürüttüğü ayaklanmanın, hatta daha da eskiye gidildiğinde Spartaküs’ün köle isyanının İslam coğrafyasındaki devamıdır. Ortak yönleri, sömürülen sınıfların dini, etnik ya da mezhepsel örtüler altında ama özünde ekonomik adalet ve özgürlük talebiyle ayağa kalkmasıdır. Karmatiler, bu zincirde İslam toplumlarının bağrında patlayan en güçlü halkalardan biri olmuştur desek abartmış olmayız.

Elbette kendi içinde kimi sınırlılıkları da vardı bu hareketin. Mezhepçi yapılarından dolayı daha geniş bir halklar birliği kuramadılar, askeri başarılarına rağmen kalıcı bir merkezi devlet inşasında zorlandılar. Abbâsîlerin ve ardından Fatımîlerin kuşatmaları, onların yavaş yavaş çözülmesine yol açtı. 11. Yüzyıla gelindiğinde Karmatî hareket tarihten silinse de, bıraktığı iz kalıcı oldu. Ezilenlerin kendi düzenlerini kurma girişiminin bir ifadesi olarak, politik mücadeleler tarihindeki yerini aldı.

Bugünün devrimci mücadeleleri açısından Karmatilerin deneyimi, eşitlik ve adalet arayışının ne kadar köklü olduğunu göstermektedir. Yoksulların, köylülerin, alt sınıfların ortak mülkiyete ve adil bölüşüme dayalı bir düzen isteği, tarihin farklı evrelerinde farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır. Karmatilerin Bahreyn’de kurduğu düzen, sınırlı imkânlarla da olsa “başka bir toplumun mümkün” olduğuna dair güçlü bir kanıttır. Bu anlamda onların isyanı, modern çağın sınıf mücadeleleriyle aynı tarihsel zincirin bir halkasıdır. Spartaküs’ten Mazdek’e, Babek’ten Karmatîlere, oradan günümüz işçi ve köylü hareketlerine uzanan çizgi, ezilenlerin tarih boyunca kendi kurtuluşunu arayışının sürekliliğini gösterir.

Bugünün devrimci  perspektifi ile Karmatileri hatırlarken, onları idealize etmek değilamacımız; aksine onların tarihsel koşullarda ürettikleri eşitlikçi deneyimi bugünün mücadelelerine ilham kaynağı olarak görmektir. Çünkü tarihin her döneminde iktidarlar kutsal değerleri, dini ya da milliyetçiliği kendi tahakkümlerinin aracı haline getirmişlerdir. Karmatilerin en radikal derslerinden biri, bu kutsalları parçalayarak eşitlik ve adalet arayışını öne çıkarmaktır. Onların bıraktığı miras, ezilenlerin kendi iktidarını kurma iradesinin köklü bir tarihsel tecrübesidir.

Ve yine bugün hala onları bize hatırlatan şey özel mülkiyet karşısındaki konumlanışlarıdır. Mülkiyetin ortaklığı…. 

Scroll to Top