Kemalist Sosyalizm Tartışması Üzerine Kaypakkaya Çizgisinde Bir Marksist-Leninist-Maoist (MLM) Değerlendirme

Yazan: Cafer Can

Kemalizm ile sosyalizm arasında kurulan ilişki, Türkiye’de devrim stratejisinin mahiyetini doğrudan ilgilendiren teorik bir düğüm noktasıdır. “Kemalist sosyalizm” biçiminde formüle edilen yaklaşım, ilk bakışta tarihsel süreklilik kurma çabası olarak görülebilir. Ancak mesele yalnızca süreklilik değil; sınıf karakteri, devletin niteliği ve devrimin hedefidir. Bu nedenle konu, özellikle İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizm çözümlemeleri ışığında ele alındığında çok daha net bir zemine oturmaktadır. Kaypakkaya’nın müdahalesi, Türkiye solunda Kemalizme dair yerleşik kabulleri sarsmış ve onu modernleşmeci bir ilerleme anlatısının ötesinde, sınıfsal bir kategori olarak çözümlemiştir. Bu çözümleme dikkate alınmadan Kemalizm ile sosyalizm arasında kurulacak her özdeşlik, teorik olarak sakat kalacaktır.

Kaypakkaya’ya göre Kemalizm, anti-emperyalist bir halk devrimi değil; komprador burjuvazi ile büyük toprak sahiplerinin ittifakına dayanan bir burjuva diktatörlüğünün ideolojik formudur. Ulusal kurtuluş savaşı dönemindeki çatışmalı moment, emperyalist sistemden kopuşa değil; onunla yeni bir ilişki biçiminin kurulmasına evrilmiştir. Lozan sonrasında inşa edilen devlet, ekonomik bağımlılığı tasfiye etmemiş, yalnızca yeniden düzenlemiştir. Bu yaklaşım, Kemalizmi ilerici bir halkçı devrim olarak yücelten yorumlarla temelden ayrılır. Çünkü burada belirleyici ölçüt, saltanatın kaldırılması ya da laik hukukun tesisi değil; üretim ilişkilerinin dönüştürülüp dönüştürülmediğidir.

Kemalist iktidar döneminde üretim araçlarının özel mülkiyeti korunmuş, toprak reformu gerçekleştirilmemiş, köylülüğün feodal bağları köklü biçimde çözülmemiştir. Devletçilik politikaları, işçi sınıfı adına toplumsallaştırma değil; ulusal sermaye birikiminin hızlandırılması amacı taşımıştır. Devletin ekonomide etkin rol üstlenmesi, onun sınıfsal karakterini değiştirmemiştir. MLM açısından devlet, hangi biçimde örgütlenmiş olursa olsun, egemen sınıfın çıkarlarını temsil eder. Dolayısıyla mülkiyetin devlette toplanması, o devlet işçi sınıfının iktidarına dayanmıyorsa sosyalizm anlamına gelmez. Bu noktada devlet kapitalizmi ile sosyalizm arasındaki ayrım belirleyicidir. Kemalist devlet, proletarya diktatörlüğüne dayanan bir yapı değil; burjuva egemenliğinin modern biçimidir.

Kemalist sosyalizm tezinin temel açmazı burada ortaya çıkar. Siyasal modernleşme ile üretim ilişkilerinin devrimci dönüşümü arasındaki fark silikleştirildiğinde, sosyalizm ilerlemecilikle karıştırılmaya başlanır. Laiklik, cumhuriyetçilik ve kamuculuk, sınıf iktidarının yerine geçirilir. Oysa sosyalizm, devlet biçiminin reformu değil; üretim araçlarının mülkiyetinin sınıfsal karakterinin değişmesidir. Siyasal egemenliğin hanedandan millete devredilmesi, kapitalist üretim biçimini ortadan kaldırmaz. Ulusal bağımsızlık söylemi, artı-değer sömürüsünü kendiliğinden tasfiye etmez.

Kaypakkaya’nın çözümlemesinde ulusal mesele özel bir yer tutar. Kemalist ideoloji, Türk ulusal kimliğini devletin kurucu referansı haline getirmiş ve Kürt halkının varlığını inkâreden bir çizgi izlemiştir. Oysa sosyalizm, ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunur. Bu bağlamda Kemalist ideolojinin tekçi ulus anlayışı ile sosyalist enternasyonalizm arasında yapısal bir çelişki vardır. Bu çelişki göz ardı edilerek kurulacak bir “Kemalist sosyalizm” formülü, ulusal baskı sorununu tali bir meseleye indirger ve sınıf perspektifini daraltır.

Bugün Türkiye’de devrimci hareketin önemli bir kesiminde gözlenen reformist eğilim, bu teorik bulanıklığın güncel tezahürüdür. Parlamenter sınırlar içinde siyaset üretmek, düzen içi ittifakları stratejik yönelim haline getirmek ve cumhuriyetin restorasyonunu tarihsel ilerleme olarak sunmak, devrimci hattın geri çekilmesidir. Kapitalist üretim ilişkileri sorgulanmaksızın yapılan her “ilerleme” vurgusu, sistemi yeniden üretir. Sosyalizmi laiklik savunusuna ya da kamucu ekonomi politikalarına indirgemek, devrimin sınıfsal hedefini görünmez kılar. MLM perspektifte devrim, devlet aygıtının parçalanmasını ve sınıf egemenliğinin tasfiyesini içerir. Restorasyon değil, kopuş esastır.

Kemalist sosyalizm yaklaşımı çoğu zaman toplumsallaşma gerekçesiyle savunulmaktadır. Halkın Kemalist referanslara sahip olduğu, bu nedenle sosyalizmin bu zemin üzerinden ifade edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Ancak devrimci teori, mevcut bilinç düzeyine teslim olmaz; onu dönüştürme iddiası taşır. Siyasal dil üzerinden kurulan özdeşlikler, sınıfsal gerçekliği değiştirmez. Devrimci özne, ideolojik aidiyetle değil; üretim ilişkilerindeki konumuyla tanımlanır. Sosyalizmi toplumsal kabul adına başka bir ideolojinin sıfatıyla adlandırmak, stratejik esneklik değil, kavramsal gerilemedir.

MLM’de demokratik aşama ile sosyalist aşama arasında tarihsel bir ilişki vardır; ancak bu ilişki süreklilik kadar nitel kopuş da içerir. Demokratik dönüşümler belirli bir zemini oluşturabilir; fakat sosyalizm, burjuva devletin iç evrimi değildir. Türkiye’de Kemalist devrim, feodal monarşiyi tasfiye etmiş ve modern bir devlet kurmuştur; ancak bu durum, onun sosyalist bir karakter taşıdığı anlamına gelmez. Sosyalizm, burjuva devletin ilerici unsurlarını genişletmekle değil, onun sınıfsal temelini ortadan kaldırmakla mümkündür.

Kemalizm tarihsel bir olgudur ve belirli maddi kazanımlar üretmiştir; ancak bu kazanımlar sosyalizmin teorik çerçevesiyle özdeş değildir. Sosyalizm, herhangi bir modernleşme ideolojisinin radikal yorumu değil; kapitalist üretim biçiminin tasfiyesidir. Kemalist sosyalizm tezi, iyi niyetli bir sentez arayışı olarak görülebilir; fakat Kaypakkaya’nın analizleri ışığında değerlendirildiğinde, sosyalizmin sınıfsal özünü bulanıklaştırma riski taşımaktadır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, kavramları melezleştirmek değil; sınıf analizini keskinleştirmektir. Reformizmin ve sistem uzlaşmacılığının karşısında net bir devrim perspektifi örülmeden, sosyalizm adına yürütülen tartışmalar stratejik derinlik kazanamaz. Teorik netlik olmadan siyasal kararlılık inşa edilemez. Bu nedenle mesele, Kemalizm ile sosyalizmi uzlaştırmak değil; sosyalizmi kendi tarihsel ve teorik bütünlüğü içinde savunmaktır.

Scroll to Top