Yazan: Pamir Zagros

Kooperatif çoğu zaman ortak mülkiyet,, demokratik yönetim, karın paylaştırılması gibi nedenlerden dolayı ekonomik bir örgütlenme biçimi olarak ele alınır. Oysa kooperatif fikri bundan çok daha derindir. Kooperatif, insanın tekil varoluşunun yetersizliği ile kolektif varoluşunun zorunluluğu arasındaki gerilimden doğan tarihsel bir formdur. Ve Ontolojik soru şu olmalıdır: İnsan varoluşu özünde bireysel midir, yoksa toplumsal mıdır? Kooperatif fikrinin ve kollektif yaşamın tarihi, bu soruya verilen tarihsel yanıtların toplamıdır aslında. Kooperatif, yalnızca bir ekonomik araç değil; insanın doğa ve toplum karşısındaki varoluş biçiminin somutlaşmış halidir.
Kooperatif fikrinin ilk biçimi bilinçli bir kooperatifçilik yada kollektif yaşam ideolojisi değil, tarihsel ve toplumsal şartların dayattığı bir zorunluluktur. İlkel komünal toplumlarda üretim kolektiftir, mülkiyet ortaklaşadır ve emek bireysel değil toplumsaldır. Burada kooperatif bir tercih değil, varoluşun zorunlu biçimidir. İnsan, doğa karşısında tek başına yaşayamaz, kolektif emek olmadan üretim sürdürülemez. Bu aşamada kooperatif fikri henüz bilinçli bir ilke değil, toplumsal varlığın bizzat kendisidir. İnsanın “toplumsal bir varlık” olduğu gerçeği sosyolojik olduğu kadar ontolojik bir saptamadır da. İnsan özünü ancak başkalarıyla kurar. Ancak bu dönem, üretici güçlerin sınırlılığı nedeniyle tarihsel olarak geçicidir.
Artı-ürünün ortaya çıkışıyla birlikte özel mülkiyet doğar, sınıflar oluşur ve devlet ortaya çıkar. Bu aşamada kooperatif ontolojisi bastırılır; bireysel mülkiyet ve hiyerarşi egemen hale gelir. Ancak kooperatif fikri tamamen yok olmaz. İmece kültürü, köy komünleri, dayanışma kültürü gibi formlar, ortaklaşa üretimin kalıntıları olarak varlığını sürdürmeye devam eder. Bu dönem kooperatif açısından çelişkilidir. egemen olan mülkiyetçi bireyken, bastırılmış olan kolektif üreticidir. Feodalizmde imece kültürü ve ve ortaklık hem dayanışma hem de üretim birliğidir; ancak sınıfsal çerçeveyi aşamazlar. Kooperatif burada henüz sistem karşıtı değil, sistem içi bir dayanışma biçimidir.
Kapitalizm üretimi toplumsallaştırır fakat mülkiyeti özel kılar ve bu çelişkili durum kooperatif fikrinin modern biçimini doğurur. Sanayi devrimi sonrası işçi sınıfı üretimin kolektif doğasını deneyimler, ürüne ve üretim araçlarına yabancılaşır ve kendi emeği üzerinde söz sahibi olamaz. Bu yabancılaşma bilinçli kooperatif hareketlerini ortaya çıkarır. 19. Yüzyılda işçi tüketim ve üretim kooperatifleri ile erken sosyalist deneyimler, kooperatif fikrini yeniden sahneye çıkarır. Ancak burada ontolojik bir kırılma vardır. kooperatif artık doğal zorunluluk değil, kapitalizme karşı bilinçli bir alternatif arayıştır.
Sınıf mücadelesi açısından kooperatifler ilkesel olarak olumlu deneyimlerdir. Çünkü işçi sınıfının kendi kendini yönetme kapasitesini gösterirler. Bununla birlikte kapitalist pazar içinde kaldıkları sürece rekabet yasasına tabidirler ve devlet ile sermaye ilişkileri dönüştürülmeden kalıcı bir çözüm oluşturamazlar. Bu noktada ontolojik mesele şudur; Kooperatif, kapitalist sistem içinde var olabilir mi, yoksa yeni bir toplumsal sistemin nüvesi midir? Kooperatif, üretim araçlarının toplumsallaşmasının embriyonik bir formu olarak görülebilir; fakat politik iktidar dönüşmeden kapitalizmin sınırları içinde erime riski taşır.
20. yüzyılda sosyalist deneyimler içinde tarım kolektifleri, üretim birlikleri ve planlı ekonomi içindeki kooperatif yapılar ortaya çıkmış, ancak devlet merkezli kolektivite ile taban merkezli kolektivite arasındaki fark belirleyici bir sınıfsal gerilim yaratmıştır. Kooperatif yukarıdan örgütlendiğinde kolektif özne zayıflayabilir; aşağıdan, gönüllü ve bilinçli örgütlenme biçimlerinde ise yeni bir toplumsal özne yaratma potansiyeli güçlenir. Böylece kooperatifin niteliği ve özü bürokratik kolektivizm ile öz-yönetimci kolektivizm arasındaki ayrım tarafından belirlenir.
Günümüzde kooperatif fikri yeniden gündemdedir. platform kooperatifleri, ekolojik üretim birlikleri, kadın kooperatifleri ve dayanışma ekonomileri farklı biçimlerde gelişmektedir. Bununla birlikte neoliberal sistem kooperatifleri sosyal sorumluluk vitrini haline getirerek ya da piyasa mantığına entegre ederek soğurma eğilimindedir. Bu nedenle mevcut ontolojik soruhâlâ güncelliğini korumaktadır; Kooperatif piyasa içi bir dayanışma modeli midir, yoksa piyasa-dışı bir toplumsal varoluş biçiminin nüvesi midir?
Kooperatif fikrinin tarihi şunu gösterir: İnsan tek başına değil, birlikte üretir; üretim özünde kolektiftir ve mülkiyetin bireyselleşmesi tarihsel bir aşama ve ontolojik bir kırılmadır. Kooperatif, insanın toplumsal özüne dönüş arzusunu ifade eder. Kooperatif insan karşılıklı bağımlılığı kabul eder, emeği ortaklaştırır, karar süreçlerine katılır ve mülkiyeti kolektifleştirir. Bu yalnızca ekonomik bir model değil, bir varoluş biçimidir.
Kooperatif fikri geçmişe ait değildir. insanlığın bastırılmış ontolojik hafızasını temsil eder. Kapitalizm üretimi toplumsallaştırırken mülkiyeti özel kıldığı için kendi iç çelişkisi kooperatif ve kollektif yaşam fikrini sürekli yeniden üretir. Bu nedenle kooperatif hem ilkel ortaklaşa yaşamın doğal zorunluluğunun, hem modern işçi hareketinin bilinçli arayışının, hem de gelecekteki kolektif toplumun potansiyel embriyosu olarak görülebilir. Ancak bunun gerçekleşmesi, kooperatiflerin yalnızca ekonomik değil, politik ve ontolojik bir dönüşümle birleşmesine bağlıdır. Çünkü kooperatif en temelde şu sorunun tarihsel yanıtıdır: İnsan tek başına mı vardır, yoksa ancak birlikte mi var olur?


