Yazan: Pamir Zagros

Kooperatifler çoğu zaman sadece ekonomik bir örgütlenme biçimi olarak görülse de doğru bir perspektifle ele alındığında, yalnızca üretim ve tüketim ilişkilerinde belirli düzenlemeler yapan teknik kurumlar değil; aynı zamanda sınıf mücadelesinin ekonomik, politik ve ideolojik bir alanıdırlar.
Maoist perspektif açısından kooperatifler üç temel işlev üzerinden değerlendirilmelidir:
1. Kapitalist piyasa içindeki aracı sömürü mekanizmalarını zayıflatmak.
2. Yönetim ve denetim süreçlerini kolektifleştirerek bürokratikleşmenin önüne geçmek ve kitleleri yönetim pratiği içinde eğitmek.
3. Bu deneyimi kitleler için bir ideolojik-politik okul haline getirerek sınıf mücadelesinin bilincini geliştirmek.
Bu üç unsur birbirinden koparıldığında kooperatifler sistem içinde sıradan işletmelere dönüşürler. Ancak bir arada ele alındığında kooperatifler kapitalist üretim ilişkilerine karşı kitlelerin kolektif örgütlenme alanlarından biri haline gelirler.
1. Kapitalist Piyasa İçinde Aracı Sömürü Zincirini Kırmak
Kapitalist sistemde sömürü yalnızca üretim sürecinde ortaya çıkmaz. Dolaşım alanı da sömürünün önemli bir parçası olarak işlev görür. Özellikle yarı-feodal kalıntıların ve küçük üreticiliğin yaygın olduğu toplumlarda tefeci-tüccar zinciri üreticinin emeğine ikinci bir el koyma mekanizmasıdır.
Küçük üretici çoğu zaman şu döngüye mahkûm edilir:
–Üretim için borç alır.
–Ürünü önceden düşük fiyatla tüccara satmak zorunda kalır.
-Pazara erişimi olmadığı için ürününün gerçek değerini elde edemez.
Bu süreçte tefeci-tüccar yalnızca bir “aracı” değil, üreticinin emeğinin önemli bir bölümünü gasp eden bir sömürü mekanizmasıdır. Aynı zincirin diğer ucunda ise tüketici yer alır. Ürün birçok aracıdan geçerek fiyatı katlanır ve çoğu zaman kalite de düşer. Ve böylece tüketici de hem pahalı hemde kalitesi düşük ürüne mahkum edilmiş olur.
Kooperatifler tamda bu zincire doğrudan müdahale eden bir nitelik taşımak zorundadır.
Üreticiler bu kolektif örgütlenme yoluyla ürünlerini doğrudan pazara sunabilir. Ve böylece aracı sermayenin önemli bir bölümü devre dışı bırakılır. Aynı zamanda tüketiciye daha ucuz ve daha kaliteli ürün ulaştırma imkânı doğar.
Bu durum ekonomik bir avantaj sağladığı gibi daha derinde kapitalist piyasa ilişkilerinin değiştirilemez olduğu düşüncesini de kırar.
İnsanlar üretimin ve dağıtımın farklı biçimlerde örgütlenebileceğini pratik içinde görürler. Bu deneyim, kapitalist düzenin doğal olmadığı gerçeğini somutlaştırır.
Elbette kooperatifler tek başına kapitalist üretim ilişkilerini ortadan kaldıramazlar. Meta üretimi ve piyasa devam ettiği sürece kapitalizmin basıncı da devam edecektir. Ancak kooperatifler bu sistem içinde alternatif pratik alanlar yaratarak kapitalist sömürünün belirli mekanizmalarını zayıflatabilir.
2. Yönetimin Sürekli Değişmesi Bürokratikleşmeye karşı Kolektif Yönetim
Kooperatiflerin en kritik meselelerinden biri hiç kuşkusuz yönetim sorunudur.
Tarihsel deneyim şunu göstermiştir ki; kolektif bir örgütlenme, eğer yönetim sürekli aynı kadroların elinde kalırsa kısa sürede bürokratikleşerek karşıtına dönüşür. Bürokrasi sadecedevlet kurumlarında değil, her örgütsel yapıda ortaya çıkma potansiyeline veba misali bir hastalıktır.
Başlangıçta emekçilerin ortak çıkarlarını temsil eden yönetim organları zamanla kendi çıkarlarını koruyan ayrı bir tabakaya dönüşür ve kooperatifin küçük patronları haline gelirler.
Bu süreç ise şu üç aşamada gelişir:
–Yönetim deneyimi belirli kişilerde toplanır.
–Bu kişiler bilgi ve yetkiyi kendi tekeline alarak kooperatifin sahibi gibi davranırlar.
–Yönetim giderek tabandan koparak ayrı bir güç haline gelir.
Bütün bunların sonucunda kooperatifin kolektif ruhu zayıflayarak kitleler pasif bir hale gelirler. Özne olan kitleler sadece üretim yapan birer nesneye dönüşürler.
Bu nedenle kooperatiflerde yönetim ve denetim mekanizmalarının sürekli değişmesi hayati önemdedir.
Rotasyon İlkesi
Kooperatiflerde yönetim görevleri belirli sürelerle sınırlandırılmalıdır. Aynı kişiler uzun süre aynı görevde kalmamalıdır.
Bu yalnızca bürokratikleşmeyi önlemek için değil, kolektif yönetim kültürünü geliştirmek için de gereklidir.
Eğer rotasyon ilkeli bir şekilde uygulanırsa yönetim bir ayrıcalık olmaktan çıkar. Görevler geniş kitleler arasında paylaşılır ve İnsanlar pratik içinde yönetmeyi öğrenirler.
Geri Çağrılabilirlik
Kooperatif yönetimi her an tabanın denetimine açık olmak zorundadır. Yönetim organları görevlerini kötüye kullandığında veya kolektif iradeden uzaklaştığında geri çağrılabilmelidir.
Bu ilke yalnızca kooperatifler için değil, devrimci demokrasisinin temel prensiplerinden biriolarak savunulmalı ve uygulanmalıdır.
Denetimin Kolektifleşmesi
Denetim mekanizması sadece teknik bir muhasebe kontrolü değil, kooperatifin politik yönünün korunmasının da aracıdır.
Bu nedenle:
Denetim kurulları da rotasyona tabi olmalı raporlar bütün üyelerin erişimine açık olmalıdır.
Kararlar taban toplantılarında tartışılmalı ve ona göre hayata geçirilmelidir.
Bir Eğitim İşlevi olarak Kooperatif
Unutulmamalıdır ki, yönetim ve denetimin sürekli değişmesi aynı zamanda bir eğitim sürecidir.
İnsanlar yalnızca üretim yaparak değil, yönetim pratiğine katılarak da gelişirler. Planlama, karar alma, kolektif sorumluluk, hesap verme, hesap sorma gibi beceriler pratik içinde öğrenilir.
Bu durum emekçi kitlelerin özgüvenini büyüten bir işlev görür.
Kapitalist toplumun emekçilere sürekli telkin ettiği ,“Yönetmek uzmanların işidir” anlayışı kooperatifin daimi yönetimi ile değil ancak kolektif yönetimi ile kırılabilir. ve emekçilerancak o zaman üretimi de yönetimi de örgütleyebilme gücüne ve özgüvenine sahip olurlar.
Bilinmelidir ki bu deneyim, geleceğin toplumunun küçük bir provasıdır aynı zamanda.
Kooperatifler Birer İdeolojik ve Politik Okuldur
Kooperatiflerin en önemli yönlerinden biri ideolojik-politik işlevidir.
Kooperatif pratiği kitlelere şu üç temel gerçeği öğretmiyorsa orada devrimci bir kooperatiften bahsedemeyiz. Devrimci bir kooperatif üretici ve tüketiciye;
Birinci olarak, sömürünün bireysel ahlaksızlıktan değil sistemden kaynaklandığını gösterir.
İkinci olarak, piyasa ilişkilerinin tarafsız olmadığını; sermaye güçlerinin çıkarlarına göre işlediğini ortaya koyar.
Üçüncü olarak, kapitalist sistem içinde elde edilen kazanımların her zaman sınırlı ve kırılgan olduğunu ve kapitalizm ortadan kaldırılmadıkça emeğin özgürleşemeyeceğini anlatmak, öğrenmek ve öğretmek zorundadır.
Piyasa rekabeti, devlet bürokrasisi, büyük sermayenin baskısı gibi engellerle karşılaşan kooperatif ‘kapitalizm ortadan kaldırılmadan kalıcı bir kurtuluş mümkün değildir’ gerçeğini bizzat kendi pratiği içinde deneyimler.
Bu nedenle kooperatifler yalnızca ekonomik kurumlar değil, aynı zamanda sınıf bilincinin geliştiği politik alanlardır.
Sonuç Olarak
Kooperatifler tek başına kapitalizmi ortadan kaldırmaz. Ancak kapitalizmin mutlak ve değişmez bir sistem olmadığı gerçeğini somutlaştırırlar.
Maoist bir perspektifle ele alındığında kooperatifler;
Kapitalist piyasa içindeki aracı (tefeci-tüccarın) sömürü mekanizmalarını zayıflatır,bürokratikleşmeye karşı kolektif yönetim pratiğini geliştirir, emekçi kitlelerin yönetme kapasitesini büyütür ve sınıf mücadelesinin ideolojik-politik okullarına dönüşürler.
Bu nedenle kooperatif sorunu teknik bir işletme modeli meselesi değildir.
O, sınıf mücadelesinin ekonomik, politik ve ideolojik boyutlarını birleştiren somut bir örgütlenme alanıdır.
Eğer kooperatifler yönetimin ve denetimin sürekli değiştiği, kitlelerin aktif katıldığı, kapitalist sömürü ilişkilerini teşhir eden yapılar haline gelirse; o zaman yalnızca ekonomik dayanışma kurumları değil, aynı zamanda geleceğin özgür toplumunun embriyonik biçimleri haline gelirler. Eğer bir kooperatif tüm bu ilkelere yaslanarak işlemiyorsa orada kooperatif hırkası giymiş bir marketten söz edilebilir o kadar.


