Yazan:Cafer Can

Her ambar dışarıdan bakıldığında dolu görünür. Kapısı kapalıdır, duvarları ayaktadır, içerde bir şeyler biriktiği bellidir. Ama ambarın meselesi, ne kadar dolu olduğu değil, neyle dolu olduğudur. Küf bir kez çöktü mü, artık içerdekiler gıda değil, zehirdir. Bugün mahkûm edilmesi gereken anlayış, devrimci mücadeleyi küf tutmuş bir ambara çeviren karşı-devrimci çizgidir.
İki çizgi mücadelesi tam da burada başlar. Bir çizgi vardır; ambarını açık tutar. Hava alır, temizlenir, çürüğü ayıklar. İlkeye dayanır, hesabını verir, yükünü gizlemez. Diğer çizgi ise kapıyı kilitler. İçerde ne biriktiğini kimse bilmez. Biriken şey mücadele değil, tortudur. Küf bu karanlıkta büyür. Sessizce, kokusunu hemen vermeden.
Küf tutmuş ambar zihniyeti, devrimci mücadelede en sinsi hastalıktır. Çünkü kendini “biriktirme” diye sunar. Bilgi biriktirir, ilişki biriktirir, geçmiş biriktirir. Ama bu birikim kolektif için değildir. Bu, günü geldiğinde kullanılacak bir stoktur. Maoist bakış açısı için bu tutum, devrimci siyasetin inkârıdır. Çünkü devrimci birikim paylaşılır; saklanmaz.
Bu anlayışın taşıyıcıları genellikle aynıdır. Ne çizgi mücadelesinde görünürler ne açık sözde. Sessizdirler. Ama sessizlikleri ilkesel değildir; hesaplıdır. İçerdeyken susarlar, dışarı çıktıklarında konuşurlar. Ama konuştukları şey fikir değildir. Ambarlarından çıkardıkları küflü malzemelerdir. Yarım bilgiler, bağlamından koparılmış ilişkiler, ima edilmiş suçlamalar… Bunlar siyaset değildir. Bunlar küf kokusudur.
İki çizgi mücadelesinde burada durmak mümkün değildir. Çünkü bu anlayış, yalnızca kendini kirletmez; bulunduğu her alanı zehirler. Küf bulaşıcıdır. Temiz ürünü de bozar. Bu yüzden Maoist gelenek, iç temizlik meselesini siyasal bir zorunluluk olarak ele alır. Küf görmezden gelinmez. “Sonra bakarız” denmez. Çünkü sonra çok geç olur.
Bu küf tutmuş ambarın bir de alıcısı vardır. Karşı tarafta, kendini devrimci sözlerle süsleyen ama yöntem olarak çürümüşlüğü esas alan bir zihniyet durur. Bu zihniyet üretmez; tüketir. Kendi ambarı boştur, bu yüzden başkasının küfünü satın alır. Dosyalarla konuşur, arşivlerle tehdit eder, insanların geçmişini siyaset diye masaya sürer. Maoist çizgi için bu, açık karşı-devrimci pratiktir.
Bu karşı taraf, küflü malzeme getirenleri “cesur”, “içerden gelen”, “gerçeği bilen” diye yüceltir. Ama gerçek şudur: Küf getiren, ambarını temizleyememiştir. Devrimci cesaret, içerideyken konuşmaktır. Devrimci dürüstlük, kopuşu açık yapmaktır. Küf tutmuş ambar zihniyeti ise hep kapalı kapılar ardında çalışır.
İki çizgi mücadelesi burada yalnızca politik değil, ahlaki bir kopuştur. Devrimci ahlak, kolektif sorumluluğu esas alır. Burjuva ahlakı ise bireysel kurtuluşu. Küf tutmuş ambar, burjuva ahlakının örgütlü hâlidir. “Ben kendimi kurtarayım, gerisi ne olursa olsun” mantığıyla işler. Maoist literatürde bu, küçük-burjuva bireyciliğin en çıplak biçimidir.
Bu anlayış, kendini sürekli “gerçekleri açığa çıkarma” söylemiyle meşrulaştırır. Ama gerçekler açık mücadelede ortaya çıkar. Küf kokusu ise karanlıkta yayılır. Devrimci çizgi, yüz yüze hesaplaşmayı savunur. Küf tutmuş ambar zihniyeti ise arkadan konuşmayı. Bu yüzden kullandığı dil hep dolaylıdır. Netlikten kaçınır. Çünkü netlik, ambarın kapısını açmak demektir.
Zamanla bu anlayış, taşıyıcılarını da çürütür. Küf sadece ürünü değil, ambarın kendisini de yer. Dün “akıl” diye sunulan şey, bugün yalnızlıktır. Dün “taktik” denilen şey, bugün savunmasızlıktır. Ama bu savunmasızlık da kabullenilmez. Onun yerine saldırganlık gelir. Herkesi suçlayan, kendini temize çıkaran bir dil. Maoist yöntemde bu, çürümenin son evresidir.
En tehlikeli nokta şudur: Küf tutmuş ambar, alternatif diye sunulur. “Böyle de mücadele edilir” denir. Gençlere, kararsızlara, yorgunlara fısıldanır. Oysa bu bir yol değildir. Bu, çürümenin örgütlenmesidir. İki çizgi mücadelesi tam da bu yüzden ertelenemez. Çünkü mesele birkaç kişi değil; bir zihniyetin normalleşme girişimidir.
Buradan geri adım atmadan konuşmak gerekir. İçerden bilgi taşıyan anlayış, devrimci değildir. Bu anlayışı kullanan, besleyen, ona alan açan karşı taraf da devrimci değildir. Devrimci sözler, küfü gizlemez. Aksine, kokuyu daha da belirginleştirir.
Bu metin bir öfke boşalması değildir. Bu, siyasal bir teşhistir. Küf tutmuş ambar yıkılmadan, devrimci mücadele kendini yenileyemez. Temizlik, devrimci bir görevdir. Ve bu görev, “idare edelim” diyenlere bırakılmaz.
İki çizgi mücadelesi burada kapanır:
Küflü ambarla gelecek kurulmaz.
Bilgiyi stok yapanla devrim yapılmaz.
Karşı-devrimci yöntemler, devrimci kelimelerle aklanmaz.
Bizim tarafımız bellidir.
Havayı açarız.
Kokuyu saklamayız.
Ve küfü teşhir etmekten çekinmeyiz.


