Yazan: Bager Rayber

Maddenin evrendeki sonsuz hareketi; doğa ve insanın toplumsal yaşam diyalektiği, farklı çeşitlilik ve bu çeşitliliğe özgü sayısız uzlaşmaz çelişkiler üzerine kuruludur. Bu farklı ve zengin çeşitliliğin her bir çelişkisi, pratikten doğan yaşamı zamanda güçlü kılan ve onu yeni çelişkiler doğuran doğumlarla ileriye taşıyan temel ilkedir. Diyalektiğin bu temel ilkesi, aynılığı reddederken çeşitliliğin uzlaşmaz çelişkili zenginliğiyle geleceği biçimlendirir ve yönlendirir. Bilinir ki yeni olan her şey, zaman ve o zamanın yaşam tecrübesi karşısında kırılgandır. Yeniliği, yeni bilimsel bilgilerle destekleyerek güçlendirmek, içinden geçtiği zamanın koşullarına göre doğru biçimde beslenmesini sağlamak, o şeyin sürekli canlı ve sağlam kalmasını koşullayan en temel nedendir. Bir insan, bir topluluk ya da beli bir amaç uğruna bir ideoloji etrafında bir araya gelmiş olan örgütlü bir kuvvet, bir düşünceye ve bilgiye sorgulamadan tutkuyla bağlanıyor ve kayıtsız şartsız o bilgiyle olan bağını zayıflatmıyorsa dizginlerinden boşalmış bir cehalet hali beynin içindeki bilgi etrafında özgürce dolanıyor demektir. Cehaletin beyin içindeki bu özgürlük hali, insanın kendisini zaman karşısında tutsaklaştırmasından başka bir şey değildir. Bu durum devrimler için de geçerlidir. Zira devrimler, kendini yenilemez ise karşı devrime dönüşmekten kurtulamazlar. Bilimsellik temeli üzerinden kendisini var eden diyalektik materyalizm; şabloncu, monolitik ve dogmatik tarzları reddeder. Var olan bilgiyi eleştiriye açık bir biçimde bilimselleştirerek, onun somut koşullara göre alacağı biçimleri derin süzgeçten geçirir, devrimleştirir, devrimleştirdiği bilgiyi pratikte toplumsallaştırarak geleceğe taşır. Bu durum devrim içinde yeni devrimlerin doğumunu koşullayan muazzam bir gücü açığa çıkarır ki, her devrim bir önceki devrimin deneyim ve eleştirisi üzerinden şekillendiğinden yeni tecrübelerle birlikte kendisini kapitalist sistemin tahakküm çeşitliliğinden biraz daha arındırır. Birbiri ardına gelen bu devrimler, sosyalizmin komünizme evrilme sürecinde aldığı yolun en berrak ifadesidir.
Tekrara düşmek adına makalenin diğer bölümlerinde de belirttiğimiz gibi: Ekim Devrimi; insanlık ve doğa üzerine çökmüş ve içeriden çürümüş olan kapitalist sistemin o mezar karanlığını paramparça etti. İnsanlığın beyninde özgürlük ve eşitliğe dair çizilen sınırları kaldırdı. Geleceğin özgür dünyasına yönelik sınırsız bir hayal gücünün ortaya çıkmasına vesile olurken ezilip yok sayılarak yaşamın sıradan biri nesnesi olarak görülen; halk, ulus, erkek egemen sistemin tahakkümüne karşı baş kaldıran kadınlar ve işçi sınıfını ayaklandırıp kitleleri ayrıştırmadan özneleştirdi. Özneleşen bu kitleler, insanın bilinçli dinamik rolünün belirleyici ve asıl güç olduğunu, ezilen halkların gerçek tarihinin beyaz sayfasına not düştü. Ekim Devrimi’ni bu denli güçlü kılan şey bilginin özgürleştirilmesi ve Marksist diyalektik materyalist yöntem ile bu özgürleştirilen bilginin somut koşullara uygun bir biçimde kendisini yeniden konumlandırması gerçekliğinde yatıyordu. İlke net ve açıktı: bilgiyi yenile, uygun araç, yol ve yöntemi kullanarak zamana göre onu doğru bir şekilde pratikleştirerek uygula. Ekim Devriminden sonra birçok farklı coğrafyada da kitleler ayağa kalkmış, kapitalist sisteme karşı mücadele içerisine girmişlerdi. Lakin bu ayaklanmalara yol gösteren önderliklerin çoğu diyalektik materyalizmi kavrayamadığından, Sovyet Devrim modelini olduğu gibi alıp dogmatik bir biçimde kendi bulundukları coğrafyaya uyarlamaya giriştiler. Dolayısıyla ayaklanmalar kalıcı isyanlara, isyanlar da yıkıcı devrimlere bir türlü dönüşmüyor ve monolitik bir tarzdan beslenen bilgi militanlaşamıyordu. Sonrasında ise yenilgi kaçınılmaz bir duruma dönüşüyordu. Bu durum Çin için de geçerliydi. Çin’in sosyoekonomik yapı tahlilini bilimsel bir süzgeçten geçiremeyen idealist çizgiler devrimi yenilgiye mahkûm kılmışlardı.
ÇKP Polit Büronun 1935 Zunyi toplantısında; diyalektik materyalizmi tam olarak özümsemiş Mao Zedong ve yoldaşlarının ileri sürdüğü fikirlerin parti içerisinde galip gelmesi, devrim mücadelesini yenilgiden kurtarıp zafere mahkûm bir hale dönüştürdü. Mao, Marksizm’i Çin’in somut koşullarına uygulamakla kalmamış Marksist Leninist çizgiyi geliştirmiş, onu ileri bir aşamaya taşımıştır. Wang Ming ve Lili Şun vb. çizgiler ile mücadeleyi Çin içerisine sıkıştırmamış Komintern ve Stalin yoldaşın tali hatalarına karşı mücadele etmiş uluslararası alanda da teorik mücadeleyi zirveleştirmiştir. Çelişki yasasının (Zıtların birliği) doğayı ve toplumu yönlendiren temel yasa olduğunu önemle vurgulamış ve bu çelişkiden beslenen her maddenin bağrında bir birlik her birliğin bağrında mutlak bir ayrılığın olduğunu açıklamıştır. Bu ayrılık ve birlik hali ile teori ve pratiğin birbirinden ayrılmaz dinamik bir kuvvet olduğunu özenle, detaylı bir biçimde işlerken yine baş çelişki anlayışını ilk ortaya koyan Mao yoldaş olmuştur. Her çelişki kendisine özgü bir yöntemle çözülmelidir. Baş çelişkinin doğru belirlenmesi ve bu doğruluğa uygun; araç, yol ve yöntemlerin pratikleştirilmesi, çözümü zaferleştiren temel bilimsel yol olduğunu gerek yazılarında gerekse devrimci mücadele içerisinde yaşamsallaştırmıştır. Yarı sömürge ve yarı feodal bir ülkenin sosyoekonomik yapı ve bu yapıların birbirleriyle olan uluslararası sermaye, komprador kapitalizm, komprador bürokrat kapitalizm ile kurduğu ilişkilerle birlikte bu ilişkilerin halkı ezerek, halk üzerinde hangi sömürü araçlarına dönüştüğünü derin analiz ve çözümlemesiyle detaylandırırken buna uygun mücadele yöntemleri üzerinde titizlikle durmuştur. Kooperatifleşme ve halk komünü uygulamalarının ne denli önemli olduğunu partiye ve halka benimsetmiş, halkın ekonomik anlamdaki bağımsızlığına unutulmaz katkılar sunmuştur. Tüm yarı sömürge ve yarı feodal ülkelerde; sömürü ve baskı düzeninin ortadan kaldırılmasının temel yolu, ML ve Mao Zedong önderliğinde KP’nin öncülüğü ile halkın partiyle örgütlenip özneleşmesiyle birlikte, kırlardan şehirlere uzanan silahlı bir kuşatma sanatının yani halk savaşı stratejisi ile ancak başarıya ulaşılabileceğini Mao yoldaş ortaya koydu. Halk savaşının asıl gücünü oluşturan kuvvetin ana unsuru köylülerdi. Parti, kitlelere ML bilimini titizlikle kavratmıştı. İlk olarak toprak devrimini amaçlayan bu isyan dalgası her başarıdan sonra biraz daha güçlenmiş ve iktidarı parça parça fethetme pratiğiyle hareket etmiştir. Mao yoldaş ayaklanma zamanında silahların siyasete değil ML siyasetinin silahlara hükmetmesi gerektiğini anlatmış ve bunu KP kadroların zihinlerine incelikle işlemiştir. Parça parça örgütlenen devrim, kızıl siyasi iktidarlar yoluyla tüm ülkeye yayılmış ve burjuva iktidara güçlü darbeler indirerek onu kökünden kazımayı amaçlamıştır. Fark etmeksizin hangi ülke olursa olsun antikapitalist, antiemperyalist mücadelede halkı iktidara taşıyacak yegâne yol Marksist Leninist ideolojinin rehberliğinde yürütülen silahlı mücadeledir. Devrimci mücadele; somut koşullara göre biçim değiştirebilir ama ilke evrenseldir. Mao’nun da deyişiyle iktidar namlunun ucundadır. Mao yoldaş silahlı mücadelenin gücüne vurgu yaparken bunun tek başına yeterli olmayacağını da belirtiyordu. Dolayısıyla sistemi tam olarak kökünden kazıyacak yol, halkın hem silahlı hem kültürel olarak ordulaşmasıdır. Bununla birlikte “Başkan Mao, başını Kuruşçev’in çektiği SBKP modern revizyonist çizgiye karşı uluslararası mücadele yürütmüş ve bu mücadele içinde; sosyalizmde geriye dönüşün temeli parti içerisindeki bürokratizm, antagonist sınıf çelişkilerin varlığı, bürokratik devlet kapitalizmi ve sosyalizmin inşası ve geriye dönüşler konusunda proletarya bilimine nitelikli çığır açıcı katkılar yapmıştır.” Mao yoldaş; sosyalizmin tek bir ülkede zaferiyle kesin zaferinin farklı durumlar ifade ettiğini belirtmiştir. Kesin zafer, ancak kapitalist tehlikenin ortadan kaldırıldığı ulusal sınırların yok edildiği ve toplumların; askeri, sosyal, kültürel ve ideolojik yani bir bütün olarak herhangi bir devlet mekanizmasından tam olarak kendisini arındırdığı dönem olan komünizmdir. Tek başına siyasi iktidar olarak; askeri ve ekonomik alanda zafer kazanmak yetersizdir. Zaferi keskinleştirmenin tek yolu ideolojik ve siyasi alanda hem KP’nin hem de KP ile birlikte kitlelerin sürekli olarak ilericilik anlamında dönüşümünü sağlamaktır. KP kadrolarının ve kitlelerinin ideolojik siyasi dönüşümünü süreklileştirmek devrimci mücadeleyi sosyalizmden komünizme taşıyacak olan muazzam bir kuvvettir. Önemle altını bir kez daha çizmek gerekirse; Mao’nun bu bilimsel katkıları salt Çin’e özgü değildi. Proletarya biliminde evrensel geçerliliği olan ve onu ilerleten bilimsel, nitel katkılardı. Sosyalist devrimler, tarihin eski zamanından bugüne tesadüfen sızan, bağrında geçici zaferler barındırarak dönemsel başarılar üzerinden kendisini şekillendirmiş ve geçmişte kalmış basit bir zaman dilimi değildir. Marks ile Engels yoldaşlardan Paris komüne ondan Ekim Devrimi ve Çin Devrimine kadar özgürlüğün ancak örgütlü bir mücadeleyle elde edilebileceğini bizlere göstermiştir. Her devrim kendisinden sonra gelecek olan devrimin tohumudur. Yengi ve yenilgilerden doğru derslerin çıkartılması, tohumun zararlı otlardan ayıklanarak daha sağlıklı bir biçimde filizlenip büyümesini sağlar. İdeolojik yenilgi olmadığı sürece askeri yenilgiler geçicidir. Unutulmamalıdır ki; bazı yenilgiler bazı zaferlerden daha değerlidir. Bu yenilgilerden çıkarılan nitelikli özeleştiri ve bu özeleştiri rehberliğinde pratik adımların atılması, atılan bu adımların KP ile bir bütün olmuş nitelikli kadrolar öncülüğünde kitleleştirilmesi bizleri komünizme ulaştıracak tek yoldur. Mao’nun gerek teorik gerekse pratik anlamdaki nitel katkılarının gücü, Marksist Leninist bilimsel ideolojiyi bir bütün olarak MAOİZME evriltirken, bilimin en üst aşaması olan BÜYÜK PROLETER KÜLTÜR DEVRİMİ’ni ortaya çıkartmıştır. BPKD; bir bütün olarak devrimleri kitlelerin bilinç dünyasında içselleştirmeyi amaç edinir ve kapitalist sistem ile kitleler arasında yıkılmaz bir duvarın inşasını hedefler. BPKD’nin insanlığın kuracağı özgür dünyaya en önemli mesajı şudur: Gerçekleşen her devrim dünden ileri yarından ise geridir.
Devam edecek


