Yazan: Sevda Tali

Emperyalist Düzen, Ortadoğu ve Kürt Halkının Kıskaca Alınışı
Küresel ölçekte derinleşen ekonomik ve siyasal krizler, emperyalist güçlerin daha saldırgan ve pervasız bir çizgiye yönelmesine yol açmaktadır. Uluslararası hukuk, insan hakları ve devletlerin egemenliği gibi kavramlar artık yalnızca söylem düzeyinde varlığını sürdürmektedir. Gerçekte ise dünya, güçlünün hukuku üzerinden yeniden şekillendirilmektedir. Altın ve petrol gelirlerini paylaşmakta direnen liderlerin devrilmesi, ülkelerin tehdit edilmesi, işgallerin sıradanlaşması bu yeni dönemin karakteristik özellikleridir.
Gündem baş döndürücü bir hızla değişirken, küresel ölçekte yaşanan bu karmaşa içinde kimin kiminle müttefik, kimin kiminle düşman olduğu belirsizleşmiştir. Pragmatizmin egemen olduğu bu denklemde ilk gözden çıkarılanlar ise her zaman olduğu gibi statüsüz halklar olmuştur. Bu sürecin en ağır bedelini ödeyenlerden biri de Kürt halkıdır. Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılar, katliamlar ve zorunlu göçler bu gerçeğin en somut örneklerinden biridir.
Ortadoğu’daki Süreç Halep’e Nasıl Geldi?
Bugünkü tabloyu anlayabilmek için son on beş yılda Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere bütünlüklü bakmak gerekmektedir. “Arap Baharı” olarak adlandırılan süreçte, Rusya’ya daha yakın duran birçok Arap lider devrilmiş ya da tasfiye edilmiştir. Bu süreç, sözüm ona halk ayaklanmalarıyla değil, doğrudan dış müdahalelerle şekillenmiştir.
Afganistan işgali ise Taliban’la yapılan anlaşmalarla yeni bir evreye taşınmış, emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda radikal yapılarla bile pragmatik uzlaşmalar yapılabileceği bir kez daha görülmüştür. Benzer bir senaryo Suriye’de devreye sokulmuştur. Esad yönetimini devirmek amacıyla dünyanın dört bir yanından radikal İslamcı gruplar ve kriminal unsurlar bir araya getirilmiş, DAİŞ gibi yapılar bu zeminde örgütlenmiştir. Bu örgütlenmenin askerî, lojistik ve ekonomik altyapısında Türkiye’nin belirleyici bir rol oynadığı açıkça görülmüştür. Türkiye hâlâ bu terör odakları üzerinden sahada etkin olmaya çalışmaktadır.
DAİŞ’in kontrolsüz biçimde büyümesi ve küresel dengeleri tehdit eder hâle gelmesi üzerine, emperyalist güçler taktik değişikliğine gitmiş ve Kürtlerle geçici bir ittifaka yönelmiştir. Ancak bu ittifak hiçbir zaman stratejik ya da kalıcı olmamış, Türkiye ise söz konusu cihatçı yapılara verdiği desteği hiçbir aşamada tamamen kesmemiştir.
Yeni Suriye Dizaynı ve Kürtlerin Tasfiyesi
Süreç içinde ABD destekli yeni bir figür, Suriye’nin başına “alternatif” olarak hazırlanmış; bu yeni yönetim İsrail ve ABD’nin bölgedeki çıkarlarının temsilcisi hâline gelmiştir. İsrail’in Golan Tepeleri’ni fiilen kontrol altına alması ve Suriye yönetimiyle gizli güvenlik ve ekonomik anlaşmalar yapması bu durumun açık göstergesidir. Avrupa ülkeleri, Rusya, Çin ve İngiltere gibi küresel aktörler de bu yeni dengeyi fiilen onaylamıştır.
Bu tabloda Türkiye’nin baskısıyla SDG’nin HTŞ çizgisine yedeklenmek istenmesi, Kürt halkına dayatılan yeni bir teslimiyet projesi olarak ortaya çıkmıştır. Kürtlerin bu dayatmaya karşı çıkması ise Halep’teki Kürt mahallelerinin hedef alınmasıyla cezalandırılmış, askerî ve siyasi bir gözdağı verilmiştir. Görünen o ki bu yöntem kısa vadede amacına ulaşmıştır.
Emperyalist Denklemde Kürtlerin Yeri
Ortadoğu’daki mevcut dengeler, emperyalist güçlerin Kürtleri aktif bir özne değil, pasif ve kontrol edilebilir bir unsur olarak konumlandırmak istediğini göstermektedir. Bu politika, Türkiye üzerinden ve Kürt siyaseti içindeki uzlaşmacı hatlar (Öcalan vb.) aracılığıyla hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Halep’te yaşananlar, bu stratejinin sahadaki en somut yansımalarından biridir.
Bugün Kürt halkının karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca askerî saldırılar değil; aynı zamanda uluslararası sistem içinde bilinçli biçimde yalnızlaştırılması ve pazarlık konusu hâline getirilmesidir. Halep’te yaşananlar, bu gerçeğin acı ama öğretici bir özetidir.


