ROJAVA’DA TIKANAN ‘’TÜRKIYE’’ BARIŞI

Yazan: Ozan Ünsal

Kürt siyasal hareketinin T.C ile yaptığı barış görüşmeleri belirsizliğini sürdürüyor. PKK`yi kapsayan alanla ilgili görüş birliğine vardıkları ve ciddi bir yol aldıkları kesin. Dışarıya yansıdığı kadarıyla buraya kadar tavizler hep tek taraflı. PKK kendini feshedip sembolik olarak silah yaktı fakat Türk devleti geri adım atmak yerine hala gerilla alanlarına yönelik askeri saldırılara devam ediyor; ülke içinde ve dışında çeşitli operasyonlar gerçekleştiriyor. Bir yandan masaya oturup havuç gösterirken öte yandan askeri operasyonlar, tehditkâr açıklamalar üzerinden sopa gösterip daha da sindirmeye çalışıyor. Şimdi ise Rojava’daki kazanımlara göz dikmiş ve tüm kazanımları Türk devleti lehine lağvetmeye çalışıyor.

Rojava’yı lağvetmek Kürt siyasal hareketini ve Türk devletini aşıyor. Çünkü Rojava’daki Kürt Ulusal hareketi resmi olmasa da devletleşmiş ve güçlü bir orduya sahip. Bu güce ulaşması sadece Rojava’daki Kürt ulusal hareketinin çabası ile olmadı. Emperyalist ülkelerin güçlü maddi ve askeri desteği söz konusu. YPG, Rojava’da ISID’in barbar saldırılarına karşı direnerek kitle desteğini kazandı. Yine Emperyalistler arasındaki çelişkileri iyi kullanarak onları birlikte çalışmaya zorladı. Gelinen aşamada YPG, Suriye’de kurtarılmış bir bölgesi olan, düzenli bir orduya sahip, istikrarlı tek güç durumundadır. Bir yandan önemli bir öz-güce sahipken öbür yandan da ABD ve Avrupalı emperyalist güçlere bağımlıdır. Bu durumun iyi ve kötü yanları vardır. Kötü yanı; emperyalist güçler, çıkarlarına göre hareket edilmedi mi askeri ve politik desteğini çekip yalnız bırakabilirler. Bu durumda kaçınılmaz olarak Rojava’yı işgal için fırsat kollayan Türk devleti ve Suriye’deki gerici güçlerin saldırılarına uğrayacaktır. İyi yani ise, Emperyalist güçler onaylamadığı sürece sistemli-kapsamlı saldırıya maruz kalmıyorlar. YPG hükmettiği alanını korumak için pragmatik siyaset yürütmek zorundadır. Aksi halde varlığını sürdürmesi ve meşru bir statüye kavuşması mümkün olmayacaktır.

YPG`nin Suriye’deki muhataplarına baktığımızda işinin çok kolay olmadığını görüyoruz. Kendilerini destekleyen emperyalist güçler aynı zamanda YPG`nin karşısına gerici güçleri oturtuyorlar ve onların denetiminde bir devlet mekanizması oluşturmak istiyorlar. YPG`yi, sözüm ona daha ılımlı barbar HTŞ`ye ezdirmeye çalışıyorlar. Türk devletininse Suriye’de istediği tamda bu fakat ABD ve Avrupalı emperyalistler, HTŞ`nin son Alevi ve Dürzi katliamından sonra biraz daha temkinli davranıp YPG`yi ön plana çıkarmak istiyorlar. Ayrıca YPG ön plana çıkarma planına İsrail tam destek veriyor.

Yukarıda da bahsettiğim gibi Türk devleti, Abdullah Öcalan’ın yumuşak karnı olan ve tek taraflı tavizlere dayanan demokratik modernite paradigması üzerinden Rojava’yı tasfiyeye etmek istiyor. Görünen o ki, Türk devleti sınırlarını Kürtler üzerinden genişletmezse (niyet o) bile Kürtleri kendine entegre edip nüfus alanını büyütmeye çalışıyor. Kürtleri Türk devletine entegre etme (İsrail buna karşı) ABD ve AB`nin projesidir. Emperyalistler Ortadoğu’da kendine bağlı, istikrarlı ve geniş alanda merkezîleşmiş bir devletten yanalar. Bundan kaynaklı Kürtleri Türklere dahil etmeye niyetindeler. Bu proje görünürde Kürtler tarafından çok kabul görmüyor. Çünkü bu projede adaletin terazisi Türkler için oldukça ağır basıyor. Bu durumda Türk devletinin kendini feshetmiş PKK’ye ve kendi sınırları içindeki demokratik-siyasal kurumlara yönelmesi kaçınılmaz olacaktır.

Türk devleti krizler ve iç savaşla varlığını sürdüren bir yapıya sahiptir. Kendi burjuva demokratik devrimini tamamlamadığı için alabildiğine iç sorunlarla boğuşmak zorunda kalıyor. Yani, emekçi sınıflar, azınlık millet ve inançlar, ötekileştirilmiş toplumsal katmanlar, cinsel kimlikler gibi çelişkiler; O`nun rutinidir. Kürt ulusal sorunun çözülmesi bu sorunlardan sadece birinin çözülmesi anlamına geliyor. Sorunlar komplex bir yapıya sahiptir, sadece birinin çözülmesi mümkün değildir. Ya demokratik devrimini gerçekleştirip bütün sorunlarını ezilen halk kitleleri lehine halkçı anayasal düzenleme ile çözeceksin ya da zorbalıkla varlığına devam edeceksin.

Konjektürel duruma baktığımızda Güney ve Rojava Kürtleri önünde ciddi olanaklar var. Emperyalist güçler Kürtleri kesinlikle yeni dizaynın dışında tutmuyorlar. Türk devletinin baskı ve tehditlerine rağmen egemen güçler (ABD, Avrupa, İsrail) Kürtler’den Askeri, Ekonomik ve Politik desteğini çekmiyorlar. Önümüzde Rojhilat Kürtler’inde böyle bir süreç bekliyor. Emperyalistler büyük olasılıkla İran’a saldıracaklar. Saldırmadan önce Rojhilat kürlerini her yönüyle sürece hazırlayacaklar. Bu durum Kürtler açısından yeni ve güçlü bir mevziinin daha kazanılması demektir. Bu üç alanda ulusal birliklerini elde etmeleri ulus devlet olma yönünde güçlü bir adımdır.

Kuzey (Bakur) Kürtleri açısından durum daha farklıdır. Emperyalistler kuzeyde Türk devletiyle olan ilişkilerinden kaynaklı Kürtlere destek veremiyorlar. Türk devleti Ortadoğu’da hala onların stratejik ortağıdır, bu aşamada bu ortağını kaybetmek istemiyorlar. Abdullah Öcalan’da muhtemelen bu gerçeklikten kaynaklı PKK’yi feshetme ihtiyacı duydu. Uluslararası egemen güçlerin desteği olmadan silahlı mücadele ile olumlu bir sonuca ulaşamayacağını düşündüğü için barış sürecini başlattı. Son 10-15 yıldır T.C’nin geliştirdiği savaş teknolojisi, silahlı mücadele yürüten kurumları ciddi anlamda geriletti. PKK’de gerilla savaşını Türkiye sınırları dışına çıkarmasına rağmen, eşit koşullarda sürdüremiyor. Uzun zamandır tek yönlü kayıplar üzerinden savaş sürdürülüyor. Bu durumda kan kaybeden PKK`yi feshedip uluslararası egemen güçlerin desteğini almış bir orduyla (YPG) siyaset yürütmek daha mantıklıdır ve daha kazançlıdır.

Yine konjektürele Türk devleti açısından bakarsak durum o kadar da iyi gözükmüyor. Barzani ailesi ve hükümeti ile uyum içinde hareket etse bile, O`da neticede bir Kürt devleti. İleride Rojava’daki Kürtlere uluslararası resmi statü verilme durumunda onlarla da ilişkilerinin iyi olacağı mutlaktır. Ortak ulus olma gerçekliğinin sonucu olarak ilişkileri pekişecektir. Bu durumda Barzani hükümetiyle ilişkilerinin iyi olması orta ve uzun vade de Türkiye’ye bir şey kazandırmayacaktır. Mevcut Türk devleti de bu durumu öngördüğü için Abdullah Öcalan’ın barış siyasetine göz kırpıp YPG`yi himayesi altına almaya çalışıyor. Görünüşe göre YPG sağlam duruyor, T.C’nin dayatmalarına boyun eğmiyor. YPG sağlam durmaya devam ederse Barış sürecinin bitmesi kaçınılmaz olacaktır. Barış sürecinin bitmesi durumunda muhtemelen Türk devleti, Kürtlere karşı daha da saldırganlaşacak ve pozitif sonuç elde edemeyince de kendi sınırlarının içine geri çekilecektir. Sürecin bitmesi durumunda kendini fesheden PKK ise askeri gücünü Rojhilat ve Rojava’ya çekecek, Bakur’da ise sadece yasal kurumlar üzerinden siyaset yürütecektir. Orta vade de Rojhilatta kazanım elde edilirse çanlar o zaman Türkiye için çalmaya başlayacaktır.

Kürtlerin devlet olma sorunu tarih boyunca çözülmemiştir. Kapitalizmle birlikte ulus devlet sınırları çizilirken Kürtler adeta tarih dışında kaldılar. Lozan oturumuna kadar Kürtlerin desteğiyle Anadolu’da kurtuluş savaşı sürdürülmüş ve elde edilen başarılarla Kemalistlerin eli emperyalist ülkelere karşı Lozan’da güçlenmiştir. Kemalistler, 1919’dan 1923 Lozan anlaşmasına kadar Mustafa Kemal tarafından ortak devlet olma vaadiyle oyalanmışlardır. Mustafa Kemal 1. Paylaşım savaşında yenilgi alan ittifak devletlerin diyetini Enver ve Talat paşalara çıkarmış, sorumluluğu onlara yıkarak tasviye etmiştir. Böylelikle galip gelen emperyalistlerle uzlaşma yolunun taşları döşenmiş oluyor. Emperyalistler Lozan’la birlikte Kürtleri 4 parçaya bölüyorlar. Bu kararla birlikte Kürtler günümüze kadar defalarca soykırıma uğramış ve aralıksız baskıya, sömürüye, inkara maruz kalmışlardır.

Emperyalistler, kendi çıkarları doğrultulusunda Kürtlere statü tanısalar da sorunlar devam edecektir. Çünkü ileride yine çıkarları gereği Kürtleri ortada bırakıp sırtından hançerleyebilirler. Kürt ulusu kendi kaderini kendi eliyle tahin etmediği sürece Kürdistan’a gerçek anlamda barışın gelme şansı yoktur.

Scroll to Top