GÜLİSTAN DOKU ÖZGÜLÜNDE; DEVLET VE TOPLUMSAL CÜRÜME

Yazan: Sevda Tali

Dağlara bakıyorum;
zirveleri sessiz ve sakin,
kimsesiz.
Munzurlara bakıyorum;
zirveleri karlı ve uzak,
kaybolmuş çocukları,
eteğinde sönmüş kor ateşleri.
Gitti çocuklar, ellerinde gelecekleriyle.

Sağıma bakıyorum; puşt dolu.
Soluma bakıyorum; gri silüetler,
cinayetler.

T.C. devleti bir suç makinesidir. Kuruluşundan bu yana; halkı katlederek, işkence uygulayarak, kitlesel sürgünler gerçekleştirerek ve azınlıkların malına mülküne el koyarak varlığını sürdürmüştür. Düşman algısı kimi dönem Ermeniler, kimi dönem Kürtler, kimi dönem komünistler, kimi dönem Aleviler üzerinden inşa edilmiştir. Bu algı temelinde güçlü ve süreklilik arz eden bir savaş konsepti oluşturulmuştur. Halk düşmanı bu gerici devlet yapılanması, toplumu bu konsepte göre bölmüş, karşı karşıya getirmiş ve buna uygun özgül bir sosyo-ekonomik yapı inşa etmiştir.

Devlet mekanizması savaş ekonomisinden önemli gelirler elde etmektedir. Dolayısıyla devletin varlığını sürdürmesi; din istismarı ve milliyetçilik üzerinden şekillenen, süreklileşmiş bir savaş düzenine bağlıdır.

Kürdistan’da ve onun bir parçası olan Dersim’de neler yaşanıyor? Özellikle gerilla savaşının gerilemesiyle birlikte Kuzey Kürdistan’da çeteleşme, madde kullanımı, fuhuş ve cinayetlerde artış gözlemlenmektedir. Toplumsal kirlilik genel bir olgu olmakla birlikte, Kuzey Kürdistan’da bu süreçlerin devlet eliyle örgütlendiği ve yönlendirildiği açıktır. Bu durum, ağır bedellerle elde edilen toplumsal devrimci değerlerin tasfiye edilme operasyonudur.

Yıllarca süren savaş, toplum üzerinde yorgunluk ve yıpranma yaratmıştır; bu bir gerçektir. Bu bağlamda, toplumun bazı kesimlerinde devrimci örgütlere yönelik eleştiriler de ortaya çıkmıştır. Ancak gelinen noktada görülmektedir ki, devrimci hareketlerin varlığı ya da yokluğundan bağımsız olarak devlet; baskı, sindirme ve toplumu kriminalize ederek çürütme politikalarını sürdürmektedir. Devrimci mücadelenin daha güçlü olduğu dönemlerde devletin kolluk güçleri bugünkü kadar rahat hareket edememekteydi. Aynı şekilde toplum içindeki işbirlikçi ve yozlaşmış unsurlar da bu denli açık suçlar işleyemiyordu. Bu kesimler üzerinde belirli bir devrimci baskı söz konusuydu. Günümüzde ise bu odaklar, devlet desteğiyle devrimci kitleler üzerinde ciddi baskı ve tehditler oluşturmaktadır.

Gülistan Doku cinayeti, bu çerçevede değerlendirilen organize eylemlerden yalnızca biridir. Herkesin bildiği gibi, devlet bu tür olayların ayrıntılarına vakıftır. Sanki yeni gün yüzüne çıkmış gibi gösterilen deliller zaten ellerindeydi. Ancak iç klikler arasındaki çelişkiler nedeniyle bu dosyalar belirli dönemlerde gündeme taşınmaktadır. MHP içindeki çatışmalar ve tasfiye süreçleri yaşanmasaydı, bu dosya yeniden gündeme getirilmeyecekti. Vali Tuncay Sonel’in görevde olduğu dönemde işlenen bu cinayetin sorumluluğu, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bilgisi dâhilindedir. Devlet, cinayetin tüm ayrıntılarını biliyordu ve üzerini örtmek için bütün imkânlarını seferber etti.

Bu karanlık cinayetle kimileri tasfiye edilirken, kimileri de kahramanlaştırılmaya çalışılıyor. Kadın savcı kendisine ne denildiyse onu yapıyor. Devlet mekanizmasından birileri bu dosyanın açılıp gündemleştirilmesi talimatını verdi ve savcı da bunu yapıyor. Yıpranan ve teşhir olan AKP-MHP koalisyonu bu vesileyle güven tazelemeye çalışıyor. Öte yandan CHP üzerinde baskı makinesi hâline gelmiş ve CHP’nin teşhirleriyle yıpranan Akın Gürlek parlatılmaya çalışılıyor. Yani mevcut iktidar istemediği yanlarını ayıklarken, öte yandan yıpranmış yanlarına karşı güven tazelemeye çalışıyor.

Devrimci hareketler güçlenip kitleselleşmedikçe bu gibi cinayetler, çeteleşme ve yozlaşmalar devam edecektir. Gerilla savaşı önemli bir mücadele mevzisiydi; ancak tek örgütlenme seçeneği değildi. Devrimci hareketler hızlı bir şekilde kitlelere ulaşabildiği yeni, radikal mücadele araçları oluşturmalı ve buraları kitlelerin direniş mevzilerine çevirmelidir.

Scroll to Top