Ekonomi Politiğin Gerisinde, Reformist Çalışmaların İçerisinde Sıkışan Mücadele

Yazan: Hikmet Tan

Sermayenin gelişimini yakalayamıyor, bu hususta geri kalıyor ve geçmişin emek mücadelesine ait yöntemlerini günümüze olduğu gibi uyguluyorsak, günümüz koşullarında sıkışan bireylerin bireyci düşüncelere savrulması da muhtemeldir. İnsanların mücadele etme ve sosyalleşme ihtiyaçlarının arttığı bir dönemde örgütlenmeler gerçekleşmiyor, daralmalar sürüyorsa, bir yerleri atlayarak bölüm sonuna gelmiş ve “Neden bu bölümü geçemiyorum?” diye soruyor olabiliriz.

Sosyalist blokun yenilgisi ve Çin’in kapitalist yola girmesi, şüphesiz ki Türkiye/Kuzey Kürdistan’daki ihtilalci komünist hareketleri derinden sarstı. Her ne kadar Sovyetler Birliği, sosyal-emperyalist olarak değerlendirilmiş olsa da bu süreç, bazı hareketlerin tasfiyesine dahi neden oldu.

Bir şeyler değişti; kapitalizm, uyguladığı politikalarla küreselleşti ve boşlukları doldurdu. Bu durum, ekonomi politiğin başlangıç noktası olan sömürünün adeta Everest Dağı’na ulaştığı yeni bir boyutu ortaya çıkardı. Bizler ise bu neoliberal politikalara karşı siyasal bakımdan düzen içi siyasete doğru bir açılım gerçekleştirdik.

Demokratik kurumların bizler açısından devrimci demokrasi temelinde ele alınmasından çok, düzen içi siyaset anlayışı bizleri esir aldı. Ekonomi politik üzerinden ne yapmamız gerektiği yeterince önemsenmedi. Toplumsal sorunların düzen içi siyasete yansımalarına ilişkin yaklaşımımız da bu siyaset içerisinde var olma tercihinin gelişmesine yol açtı.

Oysa Marx’ın bütün tartışmalarda Kapital’i işaret etmesi, diğer meseleleri tali olarak ele aldığı anlamına gelmemelidir. O, mevcut sorunların ana kaynağını ele almış ve onun yarattığı çelişkiler üzerinden devrimci dinamiğin şekillendirilmesini istemiştir.

“Gene açıktır ki, sisteme karşı bir saldırı her şeyi yerli yerinde bıraktığı ve yalnız onu düzeltme çabası olduğu izlenimi verdiği sürece, bu konuda bazı devrimci girişimlerde bulunulabilir. O zaman çuluna vurulur, eşek kastedilir. Ancak eşek çuluna vurulduğunu duymazsa, gerçekten yalnız çula vurulmuş olur, eşeğe değil. Ama bunu duyar duymaz, eşeğe vurulmuş olur, çula değil.” Karl Marx, Grundrisse, Sol Yayınları, s. 153

Bu alıntıdan yola çıkalım. Kapitalizm, kendisine fiske gelmediği sürece sorunları demokrasi adı altında yönetmeyi tercih eder. Kendisine fiske gelebileceğini gördüğünde ise bastırmak için zor aygıtını kullanır. Ona fiske atabilecek koşulları yaratacak olanları demokrasi altında sindirmek ve kendi düzenine entegre etmek için ciddi bir çaba harcar. Bunu devlet mekanizması aracılığıyla gerçekleştirir. Bu nedenle, devletin demokrasisi altında kalacak bir muhalefeti de sever.

Komünist hareketlerin legal alanlarda var olması ve buraları devrim mücadelesi için mevziler olarak görmesi, gayet doğru bir politikadır. Lakin bu alanlara kendi politikanızı nasıl yansıtacağınıza ilişkin bir yön oluşturmaz ve düzen içerisindeki olağan reformist hareketlere benzer politikalar izleyeceğinizi söylerseniz, sorunlar elbette başlar.

Diyelim ki meclise bir milletvekili soktunuz. Bu alandaki politikanız ve tavrınız ne olacak? Sözgelimi, düzen içi siyasetçilerin önlüklerini giyecek miyiz? Yemin ederken ana mücadelemiz mi belirleyici olacak, yoksa protokol gereği edilen yemin mi? Bunlar dahi taşıdığınız sınıfsal politikayı yansıtır. Milletvekilliğinin yarattığı avantajların teşhir amacıyla ve sınıf mücadelesinde nasıl kullanılacağı da yaklaşımınız bakımından önemlidir.

Eğer düzen içi siyasetçilerin önlüğünü giyiyor, politik olarak önce protokol yeminini okuyor ve orada bulunan meslektaşlarınızla aynı pratikleri yaşıyor; fakat düşünce olarak “Ben sosyalistim.” diyorsanız, Marx’ın benzetmesiyle derdinizin eşek değil, çuldaki imtiyazlar olduğu söylenebilir. Bu takiyeci tutumun özünde talep edilenin çuldaki imtiyazlar olduğu açığa çıkar. Böylelikle reformist yaklaşımlar, düzen içinden hareketin kurumlarına taşınır.

Bunu fiziksel bir benzetmeyle açıklayabiliriz. Bir merkez ve bu merkezin çekim kuvveti etrafında hareket eden parçalar düşünelim. Parçaların hareket yönü ve oluşturduğu düzen, merkezin uyguladığı kuvvete göre şekillenir. Merkez büyük bir darbe aldığında veya çekim gücünü kaybettiğinde, ona bağlı parçalar başka bir çekim merkezinin etkisine girmeye başlar.

Mücadele hattı açısından da benzer bir durum söz konusudur. Komünist hareket kendi esas mücadele alanında büyük bir darbe alıyor ve bu alanı yeniden şekillendirmekte zorlanıyorsa, kendisinden daha güçlü hâle gelen siyasal çekim merkezlerine doğru savrulması muhtemeldir. Bu durumda legal alanlar, devrimci mücadelenin mevzileri olmaktan çıkarak reformist siyasetin komünist hareketi kendi etrafında şekillendirdiği alanlara dönüşebilir. Kadrolarınız yetersizse ve nitelik bakımından belirli bir düzeye ulaşmamışsanız, el attığınız her alanda beklenenin gerisinde kalmanız muhtemeldir.

Sınıfsal bütünlükten koparılan her mücadele alanı, kendiliğindenci yaklaşımlara gebe kalır. Bu savrulmanın temel nedenlerinden biri, devrimci demokrasinin doğru biçimde ele alınamaması ve sosyalist yaşam anlayışının somut pratikler içerisinde yeniden üretilememesidir. Toplumsal sorunların üretim ilişkilerinden ve sınıfsal çelişkilerden doğduğu gerçeği göz ardı edildiğinde, bu sorunların gelişim yönüne ilişkin devrimci bir strateji de oluşturulamamaktadır.

Toplumsal sorunları üretim ilişkilerinden kopararak mevcut sistemin siyasal sınırları içerisine hapsetmek, sosyalist hareketleri giderek reformist bir karaktere büründürmektedir. Milletvekilliği çalışmaları, parlamenter faaliyetler ve sistemin kurumları içerisinde mevzi kazanma arayışları, devrimci stratejinin yerine geçtiğinde sosyalist mücadeleyi düzen içi bir çizgiye sürükleyebilmektedir.

Örneğin sosyalist hareketlerin kadın, gençlik, doğa ve benzeri toplumsal sorunları sınıf mücadelesi bağlamında ele alması kuşkusuz gereklidir. Ancak bu alanların merkezi örgütlenmeler biçiminde ele alınması ve sınıf mücadelesinin bütünlüğünden koparılması, benzer biçimde burjuva ideolojisinin sosyalist hareketlerin içerisine taşınmasına yol açabilmektedir.

Bu durumda toplumsal mücadele, kolektif ve sınıfsal bir dönüşüm hedefinden uzaklaşarak bireysel kimliklerin, yaşam tarzlarının ve parçalı taleplerin toplamına indirgenebilmektedir. Böylelikle sosyalist hareketlerin içerisinde de bireyci ve elitist eğilimler ortaya çıkmaktadır.

Bu gelişmede, komünist hareketlerin kendi olumlu deneyimlerini daha geniş sosyalist hareketlere aktaramamasının da önemli bir etkisi vardır. Komünist hareketlerin marjinal ve dar örgütsel yapıları içerisinde kalan kolektif evler, ortak yaşam alanları ve dayanışma pratikleri daha geniş toplumsal kesimlerle buluşturulabilirdi. Aktivistlerin yaşam biçimi ve kültürü bu doğrultuda şekillendirilebilir, böylelikle mücadelenin sürekliliğini sağlayacak yeni bir toplumsal dinamik yaratılabilirdi.

Ancak bunun yerine, sistemin topluma dayattığı kültürel baskı ve yaşam biçimi, sosyalistlerin iradesinde de kırılmalara yol açmıştır. Bu durum bir yönüyle kaçınılmazdır. Çünkü egemen sisteme karşı alternatif bir mücadele ve yaşam biçimi oluşturulamadığında, mevcut düzenin düşünceleri ve kültürel kalıpları bireyleri ve örgütleri şekillendirmeye başlar.

Geçmişteki “kızıl siyasi üsler” anlayışı, günümüz kentlerinde komün evleri, kolektif yaşam alanları ve dayanışma merkezleri biçiminde yeniden ele alınabilirdi. Kadın, gençlik, ekoloji ve benzeri mücadele alanlarının ayrı ve kendi içerisine kapalı merkezi örgütlenmeler hâline getirilmesi yerine, nitelikli sosyalist aktivistler mevcut ilerici hareketlerin içerisinde yer alabilir ve bu alanlara politik yön kazandırabilirdi.

Böylelikle söz konusu mücadelelerin sosyalist düşünceyle buluşması ve sınıf mücadelesinin genel hedefleri doğrultusunda şekillenmesi için daha etkili bir mücadele yürütülebilirdi.

Buradaki temel mesele, toplumsal sorunları görmezden gelmek değildir. Tam tersine, bu sorunları üretim ilişkilerinden, sınıfsal çelişkilerden ve kapitalist toplumun bütününden koparmadan ele almaktır.

Bu minvalde yaklaşımlar geliştirilmediği müddetçe, içeriden erimenin önüne geçmek büyük güçlükler yaratacaktır. Mevcut üretim ilişkilerini günümüzdeki bilimsel gelişmelerle birlikte ele alıp değerlendirmek elzem olandır. Komünist hareketlerin legal alanlara kendi olumlu yönlerini taşıması ve mevcut siyasete ayak uydurmak yerine nitelikli kadrolar yetiştirmeye ağırlık vermesi, bugünün tasfiye rüzgârlarına karşı önemli bir mücadele adımı olacaktır.

Scroll to Top