Yazan: Sevda Tali

Komünist Parti ve eleştiri-özeleştiri kültürü, Komünist Partisi açısından çelişkili bir birlikteliktir. Niyet, ezilen sınıfları doğru ideoloji etrafında birleştirip sınıfsız bir topluma götürmektir. Niyet bu olsa da her daim doğrular hâkim olamayabilir. Doğruların hâkim olması için yeterli bilinç ve deneyime sahip olmak gerekir.
En yalın hâliyle partimizin şimdiki durumuna baktığımızda teori ayrı, pratik ayrı yerde durmaktadır. Teori, MLM’nin coğrafyamızdaki sınıf mücadelesinin yöntemi olarak Sosyalist Halk Savaşı’nı esas alırken; pratik ise yasal bir parti dahi olamayan, demokratik alana mahkûm edilmiş, sistem içi faaliyetle sınırlı kalmaktadır. Yukarıdaki çelişki ciddi bir tutarsızlık noktasına ulaşmıştır.
Partinin bu tutarsızlığı ele alıp doğru bir sonuca ulaştırması, bugünkü çıkmazların nedenlerini açığa çıkarıp siyasetin önünü açması ancak yapılacak ideolojik, politik ve örgütsel özeleştiriyle mümkündür. Çelişkilerde hatalı yanlar eleştirilip özeleştirel bir tutum alındığında ve bunun karşısında doğru yanlar açığa çıkarılıp güçlendirildiğinde ilerleme sağlanır. Yani çelişki mücadelenin atom çekirdeğiyse, eleştiri-özeleştiri ise bu çekirdeğin niteliksel dönüşümünü sağlayan temel dinamiktir.
Komünist ve devrimci hareketler açısından eleştiri-özeleştiri zorunludur. Birey, parti, komite ve kitleler çelişkilerin birliğinden oluşur. Çelişki her daim olumlu sonuçlanmaz. Çelişkiler doğru ele alınmadığında bölünme ve parçalanma kaçınılmaz olur. Genel olarak komünist güçlerin ve devrimci hareketlerin bölünüp parçalanması, iç çelişkilerin doğru ele alınmamasından kaynaklanmaktadır.
Çelişkilere yön vermek, önderliğin niteliğine ve deneyimine bağlıdır. Eğer önderlik nitelikli, ideolojik olarak donanımlı ve partiye hâkimse, partinin iç çelişkilerine doğru yön verebilir; partinin iç bütünlüğünü sağlayarak onu daha da güçlendirir. Ancak önderlik nitelikli olmayıp parti içi çelişkilere doğru yön veremediğinde ayrışma ve parçalanma kaçınılmaz olur. Bu yönüyle komünist partilerde önderliğin kurumsallaşması can alıcı bir öneme sahiptir. Aksi takdirde dönemsel önderlikler, kendi küçük burjuva karakterlerini önderliğe yansıtarak komünist partinin niteliğini de değiştirirler.
MKP 1. Kongresi’nde belge olarak yayımlanan “Tarihi Muhasebe”, partimizin eleştiri-özeleştiri belgesidir. Bu belge, parti tarihimizde yapılan hataların, işlenen suçların ve gerçekleştirilen doğruların ele alındığı kapsamlı bir değerlendirmedir. Ayrıca partimizin diğer güçlerine (TKP/ML, Uzun Yürüyüş, Devrimci Dönüşüm, Maoist Parti Merkezi vb.) yönelik genel bir değerlendirme de yapılmıştır.
İşlenen suçlar ve hatalar herhangi bir kesime mal edilmemiş, bütünsellik içinde ele alınarak sonuca ulaşılmıştır. Eksik yanları bulunsa da kabul edilmelidir ki bu belge, komünist parti tarihinin en kapsamlı ve en bilimsel değerlendirmelerinden biridir.
Kaypakkaya geleneğinden gelen, geçmişte partimizin gücünü oluşturan ancak karşılıklı yetmezlikler ve beceriksizlikler nedeniyle ayrı düşmüş olan tüm güçlerin, geçmişe dair kapsamlı bir muhasebe yapmaları gerekmektedir. Partimiz 1. Kongresi doğru bir yöntem izlemiş; işlenen hata ve suçların hangi gruba ait olduğuna bakmaksızın özeleştirisini vermiştir. Doğru olan yaklaşım da budur. Çünkü bu güçlerin tamamı partimizin bileşenleridir ve yapılan hatalar da partinin ortak hatalarıdır.
Ancak yöntemde partimizin diğer güçleri eklektik bir yaklaşım sergilemektedir. Kendi işledikleri hata ve suçların sorumluluğunu üstlenmek yerine sessiz kalarak bunları MKP’ye yıkmaya çalışmaktadırlar. Örneğin, 1. Kongre muhasebe belgesi; malum ticaret olayı ve Kardelen hareketinde şiddetin resmileştirilerek uygulanmasını partimizin iki kara lekesi olarak tanımlamakta ve bu olayları bütünlüklü bir şekilde ele almaktadır. Buna karşın TKP/ML, TKP-ML ya da Uzun Yürüyüş gibi yapılar bu konularda köklü ve bilimsel bir değerlendirme ortaya koyamamaktadır.
Bu bakış açısıyla partinin bütünlüğü geri plana itilmekte, yerine grup çıkarları merkeze konulmaktadır. Tarihi eklektik bir biçimde ele aldıkları için sınıf mücadelesinde de ilerleme kaydedememektedirler. Oysa geçmiş doğru değerlendirilip olumlu sonuçlara ulaşıldığında, komünist partinin (yani partinin tüm güçlerinin) önü açılacaktır.
1.Kongre’den sonra bu yöntem kongrelerde ya hiç işletilmemiş ya da zayıf kalmıştır. Kapsamlı, samimi ve bilimsel bir zeminde kongreler tarihi muhasebeyi gerçekleştirememiştir. Oysa 25 yıl boyunca hiç mi hata yapılmamış, hiç mi suç işlenmemiştir? Partimizin zayıflayıp parçalanmasının en önemli nedenlerinden biri de budur.
Eleştiri-özeleştiri ilkesi kolektif çalışmaların bütününde işletilmemektedir. Her önder ya da önderlik, hata ve yanlışlarına rağmen kendisini doğru görmektedir. Bu bakış açısı nedeniyle eleştiri karşısında tepkiselleşmekte ve yıkıcı tutumlar sergilenebilmektedir.
Tarihte küçük burjuva karakterli kişiler, eleştiriler karşısında ya mücadeleyi bırakmakla ya da görevden çekilmekle tehdit ederek kendilerini dayatmışlardır. Belirli dönemlerde küçük burjuva çizgi öne çıkıp etkili hâle gelse de bu durum, partimizin genel ve belirleyici çizgisi hâline gelmemektedir.
Bu tür eğilimler çoğunlukla önderlik zayıflıkları, ideolojik yetersizlikler ve kolektif denetim mekanizmalarının yeterince işletilememesi sonucu geçici olarak güç kazanır. Ancak bu, partinin temel ideolojik hattının değiştiği anlamına gelmez. Partimizin esas karakteri ve yönelimi, komünist ideoloji ve sınıf mücadelesi perspektifi tarafından belirlenir.
Küçük burjuva eğilimler bu bütünlük içinde zaman zaman etkili olsa da, eleştiri-özeleştiri mekanizmalarının işletilmesi ve ideolojik mücadelenin geliştirilmesiyle geriletilip tasfiye edilebilir. Bu nedenle söz konusu eğilimler, partinin kalıcı çizgisi değil; aşılması gereken geçici sapmalar olarak ele alınmalıdır.
Sonuç olarak, eleştiri-özeleştiri mekanizması hiçbir küçük burjuva kaygıya düşülmeden her alanda işletilmelidir. Hatalar bireyselleştirilmemelidir. Bireyler hata ya da suç işleyebilir; ancak bunlar bütünden koparılarak ele alınamaz. Bütünden koparıp tüm sorumluluğu bireyin üzerine yıkmak kolay bir yöntem olsa da bu yaklaşım, partimizin komünist çizgisiyle örtüşmemektedir.
Eleştiri bireyselleştirildiğinde anlamını yitirir. Bireysel varoluş içinde hareket eden bireyler her zaman hata yapabilir; ancak kolektif içinde ortaya çıkan hatalar yalnızca bireye indirgenemez, kolektifin sorumluluğu olarak ele alınmalıdır. Bu nedenle kolektif, kendi içinde bu hataların eleştirisini yürütmeli ve kitlelere karşı da özeleştirisini vermelidir.
Eleştiri-özeleştiri, partimizin yalnızca belirli dönemlerde başvurulan bir yöntem değil; her alanda yol gösteren ve yön veren bir kültür hâline getirilmelidir. Bu anlayış, örgütsel yaşamın tüm alanlarına (ideolojik, politik ve pratik faaliyetlere) sürekli ve sistemli bir biçimde nüfuz etmelidir.
Eleştiri-özeleştiri, sadece hatalar ortaya çıktığında değil; başarıların, doğruların ve eksikliklerin değerlendirilmesinde de düzenli olarak işletilmelidir. Bu sayede hem bireyler hem de kolektif, kendi konumunu daha net görebilir ve gelişim yönünü daha sağlıklı belirleyebilir.
Bu kültürün yerleşmesi ancak açık sözlülüğün, yoldaşça yaklaşımın ve kolektif sorumluluk bilincinin güçlenmesiyle mümkündür. Eleştiri yıkıcı değil yapıcı; özeleştiri ise savunmacı değil dönüştürücü bir içerik taşımalıdır. Böylelikle eleştiri-özeleştiri, örgütsel bir zorunluluk olmanın ötesine geçerek partinin gelişimini sağlayan temel bir iç dinamik hâline gelir.


