Yazan: Pamir Zagros

Daha önceki yazı dizilerimizde de ifade ettiğimiz gibi kooperatifler, yalnızca alternatif bir ticari örgütlenme değil; üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete ve artı-değer sömürüsüne karşı embriyonik bir kolektif üretim biçimidir. Bu çerçevede bir kooperatifi değerlendirmenin ölçütü, “ ticari” alanda ne kadar başarılı olduğu değil; kapitalist üretim ilişkilerini ne ölçüde aşındırdığı, politik olarak sermeye düzenine ne kadar güç getirdiği, kitleleri ne ölçüde seferber ettiğidir. Hiç bir kooperatif örgütlenmesi sınıf mücadelesinden bağımsız ele alınamaz. O zaman hiç sağa sola çekmeden, eğip bükmeden sorulacak sorularda sınıf mücadelesinin cephesinden sorulmak durumundadır.
Bu bağlamda Ovacık Doğal Ürünler Kooperatifi deneyimi, sembolik olarak değeri yüksek olsada sınıfsal açıdan çelişkili bir örnek sunmaktadır.
Bilindiği üzere Ovacık modeli kamuoyunda dürüstlük, şeffaflık ve halk yararına üretim söylemleriyle öne çıktı. Neoliberal yağma düzenine karşı ahlaki bir karşı-duruş imgesi yarattığı tartışma götürmez bir gerçek olarak duruyor önümüzde. Artı ürünün sosyal projelere ve kamusal hizmetlere aktarılması gibi bir iddaa, yerel ölçekte dayanışmacı bir pratik ortaya koydu. Ancak yukarıda da değindiğimiz gibi Marksist açıdan belirleyici soru şudur: Bu yapı kapitalist piyasa ilişkilerini aşındıran, üreticileri – kitleleri özne haline getiren, ideolojik ve politik yöneliminde karşı duruş sergileyen kollektif bir örgütlenme midir, yoksa o ilişkiler içinde sadece “daha temiz” bir işletme modeli midir?
Kooperatif, üretimini ulusal pazara entegre ederek ve geniş bir tüketim ağına hitap ederek sürdürdü, sürdürmeye devam ediyor. Bu durum kaçınılmaz olarak şu veya bu ölçüde piyasa yasalarına tabi olma riskini beraberinde getirir. Rekabet, fiyat baskısı, marka değeri oluşturma ve ölçek büyütme zorunluluğu zamanla kooperatifleri kapitalist işletme mantığına yaklaştırır.Eğer üretim planlaması toplumsal ihtiyaçtan çok piyasa talebine göre şekilleniyorsa, kitleler özne pozisyonundan çok bir nesne olarak ele alınıyorsa, yönetim merkezileşip yetki tekeli yaşanıyorsa, politik referanslar geri bir noktaya çekiliyorsa dahası üretici ve tüketiciler kooperatifi denetleyemiyorsa burada nitel bir dönüşümden değil, etik bir ticari tercihten söz edilebilir o kadar.
Her fırsatta ifade ettiğimiz mülkiyet ve yönetim meselesi de belirleyici bir yerde durmaktadır. Marksist kooperatif anlayışında üretim araçları kolektif mülkiyettedir; yöneticiler üretim sürecinin içinden gelir, süreli ve geri çağrılabilir olur ve ayrıcalık taşımazlar. Ovacık deneyiminde ise daimi bir yönetim öncülüğü ve siyasal figürün belirleyici rolü dikkat çekmektedir. Eğer bir kooperatif belirli bir politik liderlik etrafında ve onun reklam yüzüyle şekilleniyor ve onun prestijiyle ayakta kalıyorsa, bu durum kitlelerin özne olduğu bir yönetiminden çok kişi merkezli bir organizasyona işaret eder. Kolektif irade ile kurumsallaşmış daimi yönetim arasındaki fark burada ortaya çıkmaktadır.
Şeffaflık iddiası önemli olmakla birlikte, Marksist anlamda denetim yalnızca mali tabloların açıklanması değildir. Asıl mesele karar süreçlerinin üreticiler tarafından doğrudan denetlenip denetlenmediğidir. Fiyat belirleme, işbölümü, ücret farkları ve yönetim kurullarının geri çağrılabilirliği gibi mekanizmalar güçlü değilse, yapı kaçınılmaz olarak zamanla küçük ölçekli bir işletmeye dönüşür. Bürokratikleşme riski, kooperatif deneyimlerinin tarihsel olarak en zayıf noktasıdır dedik ve yeniden hatırlatmakta fayda var.
Bir diğer temel mesele kooperatifin politik işlevidir. Marksist bir kooperatif apolitik olamaz.işçi sınıfının genel mücadelesiyle bağ kurmak, üretim sürecini sınıf bilincinin geliştiği bir okul haline getirmek kooperatiflerin en asli görevidir. Bir kooperatif varlığını üreticilerin ürünlerini hak etiiği fiyata satması ve tüketicilerin daha kaliteli ve ucuza ürün alması üzerine kuruyorsa onun adı kooperatif olamaz. İdeo-politik zeminde örgütlenmeyen her mevzi kapitalizm karşısında kumdan bir kaledir. Ve kaçarı yoktur; ya benzeşir ya da benzeşir. Adı dükkan olur, market olur, bakkal olır ama kooperatif olamaz. Sosyalizm nasıl fakirlerin zenginleşmesi, zenginlerin de fakirleşmesi değilse, kooperatifte üreticilerin daha fazla kazanıp, tüketicilerin daha kaliteli ve daha ucuz tüketmesi değildir. Dahası kooperatiflerin özü ekonomi değildir. Ovacık modeli ise daha çok temiz üretim, adil ticaret ve yerel kalkınma vurgusuyla öne çıkmaktadır. Bu yaklaşım ilerici olmakla birlikte, sınıf perspektifiyle bütünleşmediği ölçüde küçük burjuva etik ekonomi sınırının ötesine geçemez.
Bütün bunlara rağmen deneyimin tamamen değersiz olduğu söylenemez. Dayanışma pratiği, kamusal faydaya yönelim ve neoliberal anlayışa karşı oluşturduğu karşı-imge önemlidir. Ancak Marksist ölçütle değerlendirildiğinde bu model, kapitalist üretim ilişkilerini aşındıran bir yapı değil; o ilişkiler içinde çelişkili bir alternatif arayışıdır.
Sonuç olarak Ovacık Doğal Ürünler Kooperatifi, bir kooperatiften çok öğretici bir deneyimolarak ele alınabilir. Gerçek anlamda Marksist bir kooperatif; üreticilerin doğrudan yönetimine dayanan, yöneticileri süreli ve geri çağrılabilir olan, piyasa bağımlılığını azaltmak için kooperatifler arası dayanışma ağları kuran ve üretimi sınıf bilinciyle bütünleştiren bir örgütlenme olmalıdır, olmak zorundadır. Aksi halde kooperatif, kapitalizmin sınırlarını her cepheden aşındırmak yerine, onun içinde daha ahlaki bir işletme olarak kalır. Ve zamanla tamamen benzeşerek kapitalist piyasa mezatının bir parçası haline gelir.


