Yazan: Sevda Tali

TKP-ML 2. Kongre önderliği, MKP’nin birlik çağrısını neden reddettiğini teorize eden bir broşür yayımladı. Öncelikle, birlik meselesinin yalnızca MKP (H.G.) ile sınırlı tutulması, broşürün kapsamını ve içeriğini zayıflatmıştır. Genel birlik anlayışının ne olması gerektiği ve buna bağlı olarak kendisini ideolojik olarak MLM temelinde ifade eden diğer örgüt, grup ve bireylerle hangi ortak paydalar üzerinden yan yana gelinebileceği de broşürde ele alınmış olsaydı, daha kapsamlı ve kapsayıcı bir belge ortaya çıkabilirdi.
Broşürün yaklaşımını özetle şöyle ifade etmek mümkündür: “Biz hep haklıydık, siz haksızdınız. Biz mutlak doğruyduk. Siz bize haksızlık yaptığınız için özeleştiri verin ve TKP-ML’ye katılın.”
Broşür, üçüncü başlığa, yani “MKP ile Farklılıklarımız” başlığına kadar büyük ölçüde subjektivizm batağında debelenmekte, tarihsel süreci ele alışında ise eklektik bir yaklaşım sergilemektedir. MKP’nin birinci kongre belgesi olan Muhasebe bilinçli bir şekilde küçümsenmiş veya yeterince incelenmemiştir. Yoldaşlara önerimiz, Muhasebe belgesini yeniden ve daha dikkatli bir biçimde incelemeleridir.
Broşürde çizilen tabloya göre karşı taraf adeta anti-MLM, sol, sekter, darbeci, hizipçi ve son kertede kendisinden çıkmamış yabancı bir cisimdir. Bu yaklaşım, kendi tarihine yabancılaşmanın; geçmişteki hatalar ve sorumluluklarla yüzleşmek yerine bunları karşı tarafa yüklemenin ibretlik bir örneğidir.
Bu broşürün neredeyse her satırı ve her paragrafı ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken bir belgedir. İçerdiği çarpıtma ve manipülasyonlar o kadar fazladır ki, bunların tamamını tek tek ele almak mümkün değildir. Bu nedenle, yalnızca bir çarpıtma örneği üzerinden hareket ederek genel değerlendirmemize geçeceğiz.
Broşürde şöyle denilmektedir:
“İsim değiştirerek geçmiş tarihsel süreçler, ilkesizlikler, işlenen suçlar, darbecilik ve tasfiyecilik görmezden gelinebilir mi? Bu, MKP’den dostlarımızın da hak vereceği gibi oportünizm olmaz mı?”
(MKP’nin Birlik Çağrısı, TKP-ML, 2026 Broşürü, s. 18)
Burada öncelikle belirtilmesi gereken nokta şudur: İsim değişikliğinin nedenleri, 1. Kongre’nin ideoloji belgesinde geniş bir biçimde ortaya konulmuştur. Dolayısıyla bu değişikliğin ideolojik ve politik gerekçeleri açıkça ifade edilmiştir. Bu gerekçeleri okumuş olduğunuzu varsayıyoruz. Ancak görünen o ki, söz konusu gerekçeleri anlamak yerine, kendi yaklaşımınız doğrultusunda çarpıtmaktan da geri durmamışsınız.
İsim değişikliğini, geçmiş tarihsel sürecin, yaşanan ilkesizliklerin, işlenen hataların, darbeciliğin veya tasfiyeciliğin üzerini örtme girişimi olarak sunmak, meselenin ideolojik ve politik içeriğini bilinçli biçimde göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Oysa burada tartışılması gereken yalnızca bir isim değişikliği değil, bu değişikliğin hangi ideolojik ve politik ihtiyaçlardan doğduğu ve nasıl bir tarihsel süreci ifade ettiğidir.
Birlik Siyasetinin Temel Sorunu
TKP-ML’nin birlik siyasetindeki temel sorunu, örgütsel sorunlar nedeniyle birbirinden kopmuş güçleri birbirinden yalıtması ve aynı ideolojik çizgiyi savunan parti güçleri olarak değerlendirmemesidir. Bu yaklaşım, kendisini MLM temelinde tanımlayan diğer kesimleri birlik siyasetinin dışında tutmakta ve aralarındaki ideolojik-politik farklılıkları ortak bir mücadele ve iki çizgi mücadelesi zemininde ele alma imkânını daraltmaktadır.
Buradan hareketle TKP-ML, bugün MKP ile arasındaki ideolojik ve teorik farklılıkları iki çizgi mücadelesi zemininde ele almamaktadır. İki çizgi mücadelesini yalnızca kendi örgütsel yapısı içerisine hapsetmektedir. TKP-ML’ye göre ideolojik farklılıklar esas olarak komünist platformlarda (alt oturumlarda) ele alınmalı ve buradan yukarıya taşınarak kongrelerde tartışılmalıdır.
Oysa iki çizgi mücadelesi dar örgütsel alanlara hapsedilemez. Örgütsel sorunlar nedeniyle birbirinden kopmuş, zaman içerisinde bazı temel ideolojik ve politik meselelerde farklılaşmış; ancak buna rağmen örgütsel birliği savunan ve ideolojik mücadeleyi iki çizgi mücadelesi temelinde ele almayı ısrarla gündeme getiren MKP’nin tutumu bu çerçevede doğru değerlendirilmelidir.
Eğer MKP’nin yaklaşımında iki çizgi mücadelesinin reddi veya kendi doğrularında ve yanlışlarında ısrar etme eğilimi söz konusu olsaydı, ileri sürdüğünüz kaygılar anlaşılabilir olurdu. Ancak MKP bu konuda doğru ve bilimsel bir siyaset izlemektedir. Partinin tarihsel sürecini diyalektik yöntemle ele almakta, mevcut ideolojik ve politik farklılıkları parti içerisinde iki çizgi mücadelesi zemininde tartışma konusunda ısrarcı olmaktadır.
MKP’nin bu olumlu birlik siyasetine rağmen TKP-ML’nin ısrarla “birlik nasıl yapılmaz”ı teorize etmeye çalışması; kendisini merkeze koyan, kendi hatalarını görmezden gelen, kendisini mutlak doğru olarak sunan ve yanlışları sürekli olarak karşı tarafa mal eden dayanaksız bir zeminden beslenmektedir. Bu yaklaşım, gerçek anlamda bir birlik siyaseti geliştirmekten ziyade, mevcut ayrılıkları teorik olarak meşrulaştırmaya hizmet etmektedir.
Yukarıda değindiğimiz konuya bağlı olarak haklı bir soru sormak gerekiyor: MKP (H.G.) ile aranızda ideolojik ve politik farklılıklar var ve siz, bu farklılıkları gerekçe göstererek, iki çizgi mücadelesini ele alış ve kavrayış biçiminizden kaynaklı olarak birliği reddediyorsunuz. Peki, ideolojik ve politik farklılıklarınızın görece daha az olduğu diğer kesimlerle neden birliği gündeme getirmiyorsunuz? Buna engel olan nedir?
Eğer temel sorun gerçekten ideolojik ve politik farklılıkların varlığıysa, farklılıkların daha sınırlı olduğu kesimlerle birlik arayışının neden gündeme gelmediğinin de açıklanması gerekir. Yok, mesele yalnızca ideolojik farklılıklar değilse, o zaman birlik siyasetinizin hangi temel ölçütlere dayandığını açıkça ortaya koymanız gerekir.
İdeolojik Farklılıklar ve İki Çizgi Mücadelesi
TKP-ML’nin ideolojik ve politik farklılıkları bahane ederek parti birliğini yanlış bir zemin üzerinden teorize etmeye çalışması, MLM biliminden ideolojik bir kopuşu ifade etmektedir.
İki çizgi mücadelesi ideolojik bir zeminde yürütülür. Her iki çizginin sahibi de kendisini komünist olarak ifade eder. Buradaki sorun, tarafların kendilerini hangi ideolojik karakterle tanımladıkları değildir. Asıl sorun, beslendikleri sınıf karakteri doğrultusunda hangi yöntemle hareket ettikleri ve farklılıkları nasıl ele aldıklarıdır.
Kullanılan yöntem MLM ise burada bir sorun yoktur. Ancak yöntem, sınıf karakteri doğrultusunda kendisini mutlak doğru olarak görmek, bütün tarihsel problemlerin kaynağı olarak karşı tarafı göstermek ve böylece kendi sorumluluğundan sıyrılmaya çalışmak ise, burada ideolojik yabancılaşma tartışması gündeme gelir.
Komünist çizgiyi ve önderliği inşa etmek, yalnızca kendisini MLM olarak tanımlamakla mümkün değildir. Bunun için MLM’nin bilimsel yöntemi ve ilkeleri esas alınmalı; ideolojik ve politik sorunlar diyalektik bir anlayışla ele alınmalıdır. Önderlik, kendisini mutlak doğru olarak konumlandırmakla değil, sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarını doğru kavramak, hatalarla yüzleşmek, eleştiri ve özeleştiriyi işletmek ve iki çizgi mücadelesini doğru bir yöntemle yürütmekle inşa edilir. Bu nedenle komünist çizginin gelişimi de önderliğin sağlamlaşması da MLM ışığında, doğru bir yöntem ve kolektif mücadele pratiği temelinde gerçekleşebilir.
Tarihsel Sürecin Bütünlüklü Ele Alınması
TKP-ML’nin parti içerisindeki sorunları ele alış biçimi büyük ölçüde 1987 ve 1994 dönemlerine takılıp kalmış görünmektedir. Oysa komünistler, parti tarihini yalnızca belirli kırılma ve ayrılık dönemlerine indirgemeden, bütünlüklü bir tarihsel süreç olarak ele almak zorundadır. Bu açıdan 1977 TKP-ML Hareketi’nden 1978 GKK sürecine, 2. MK döneminden 1987 Konferansı ve DABK sürecine, 1992 Birlik sürecinden 1994 ayrılığına ve sonrasında gerçekleşen diğer ayrılıklara kadar uzanan bütün tarihsel deneyimlerden ders çıkarmak gerekir.
Buradaki temel mesele, geçmişte yaşanan teknik ve örgütsel ayrılıkları tek tek inceleyerek bugün kendi yaklaşımımıza yarayacak noktaları seçip öne çıkarmak değildir. Elbette tarihsel süreçte yaşanan her gelişme, her ayrılık ve her örgütsel sorun incelenmelidir. Ancak bunu yaparken esas alınması gereken, olayların yalnızca görünen biçimleri değil, onları ortaya çıkaran ideolojik ve politik nedenlerdir. Asıl görev, farklı dönemlerde ortaya çıkan sorunların ortak köklerini, ideolojik kırılmaları ve yöntemsel hataları açığa çıkarmaktır.
Çünkü parti içerisindeki sorunları yalnızca belirli tarihlere, kişilere, örgütsel kararlara veya ayrılık anlarına indirgemek, sorunun özünü kavramamıza yetmez. Farklı dönemlerde ortaya çıkan ayrılıkların arkasındaki ideolojik-politik zemini ortaya koymadan yapılacak bir tarih değerlendirmesi, kaçınılmaz olarak parçalı ve eklektik bir sonuç doğurur. Komünistlerin görevi ise geçmişi birbirine karşı kullanılacak bir suçlama dosyası haline getirmek değil, geçmiş deneyimlerden hareketle doğru yöntemi geliştirmektir.
Bu nedenle temel hedef; bugüne kadar yaşanan bütün ayrılıkların ideolojik nedenlerini açığa çıkarmak, bunlardan bilimsel sonuçlar çıkarmak ve parti birliğini daha sağlam bir ideolojik-politik temel üzerinde pekiştirmektir. Parti birliği yalnızca örgütsel sınırların korunması veya geçmişteki ayrılıkların yeniden tartışılmasıyla sağlanamaz. Birliğin gerçek güvencesi, farklılıkların doğru yöntemle ele alınması, eleştiri ve özeleştirinin işletilmesi, iki çizgi mücadelesinin sağlıklı bir biçimde yürütülmesi ve bütün bunların kitlelerle birleşme ve devrim mücadelesiyle bütünleştirilmesidir.
TKP-ML’nin birlik sorununu daha çok palyatif bir yöntemle ele alarak kendi lehine bazı avantajlar üzerinden günü kurtarmaya çalışması ise bu açıdan ciddi bir sorun yaratmaktadır. Birlik sorununu yalnızca MKP ile ilişkiler üzerinden gündeme almak ve geçmişten bugüne uzanan bazı tartışmaları kendi siyasal pozisyonunu güçlendirecek biçimde öne çıkarmak, ideolojik kırılmaların ve ayrılıkların gerçek nedenlerini ortadan kaldırmaz. Tersine, sorunun özünü geri plana iterek geçici ve yüzeysel çözümler üretme riskini taşır.
Oysa bugün ihtiyaç duyulan, “hangi ayrılıkta kim haklıydı?” sorusunu tek başına merkeze koymak değildir. Asıl sorulması gereken şudur: Bizi bu ayrılıklara götüren ideolojik ve politik sorunlar nelerdi? Hangi yöntemsel hatalar tekrar tekrar üretildi? Aynı sorunların farklı dönemlerde yeniden ortaya çıkmasının temelinde ne yatmaktadır? Ve bu sorunların tekrar yaşanmaması için hangi ideolojik ve politik yöntemler geliştirilmelidir?
Bütün bu sorulara yanıt verilmeden gerçek anlamda bir parti birliğinden söz etmek mümkün değildir. İhtiyaç duyulan şey, geçmişteki ayrılıkları kendi lehine kullanarak bugünkü pozisyonu güçlendirmek değil; geçmişin bütün deneyimlerini MLM’nin bilimsel yöntemiyle değerlendirerek ortak bir ideolojik-politik zeminin inşasına katkı sunmaktır. Çünkü sorun yalnızca geçmişi açıklamak değil, geçmişten doğru dersleri çıkararak geleceğin birliğini kurmaktır.
Aksi halde günü kurtarmanın teorisini herkes yapabilir. Asıl mesele, günü kurtarmak değil; ideolojik kırılmaların köklerine inmek, bunları aşacak doğru ve bilimsel yöntemi geliştirmek, parti birliğini güçlendirmek ve kitlelerle birleşerek devrim mücadelesinde ilerlemektir.
Örgütsel Ayrılıklar ve İdeolojik Farklılıklar
Yaşanan ayrılıkların hemen hemen hepsi örgütsel çelişkilerden kaynaklıydı; farklı ideolojik fikirlerden kaynaklanmıyordu. Bugün TKP-ML ile MKP (H.G.) arasındaki ideolojik ve teorik farklılıklar esas olarak MKP’nin 3. Kongresi’nden sonra açığa çıkmıştır.
Ancak bu ideolojik farklılıkları sanki eskiden beri varmış gibi yansıtmak ve meseleyi bu zemin üzerinden ele almak, şark kurnazlığından başka bir şey değildir. Bu farklılıklar 2013 öncesinde yoktu. Dahası, o dönemde TKP-ML birlik karşıtı bir siyaset izliyordu.
Öncelikle belirtmeliyiz ki, 1987 ve 1994 ayrılıkları ideolojik ayrılıklar değildir. Daha sonra birtakım ideolojik farklılıklar ortaya çıkmış olsa da, bu farklılıklar çözülemeyecek veya devrimi engelleyecek nitelikte sorunlar değildi. TKP-ML’nin bu konudaki tutumu 1994’ten beri esas olarak aynıdır. O dönemde aynı programatik görüşler, aynı siyaset ve hatta adeta iki paralel örgütsel yapı söz konusu olmasına rağmen, tutum değişmemiştir. Yöntem olarak sürekli karşı tarafı suçlayan, kendisinin Partiyi temsil ettiğini ve karşı tarafın özeleştiri vermesi gerektiğini savunan bir yaklaşım sergilenmiştir.
Bugün de, küçük bir farkla, aynı tutum devam etmektedir. Bu küçük fark ise şudur:
“Yaşanan süreçlerde doğru tavır takınmak yetmez. Aynı zamanda hatalarımızın ve bundan kaynaklanan eksikliklerimizin üzerine de gitmek gerekir. Hatalarımızın kaynağı MLM’i kavrayıştaki yetmezliğimizdir. Bu yaşanan sürece dair ‘tarihsel muhasebe’mizdir!”
(MKP’nin Birlik Çağrısı, TKP-ML, 2026 Broşürü, s. 19)
Ancak burada sözü edilen “yetmezliklerin” neler olduğu açık biçimde ortaya konulmamaktadır. TKP-ML kendi eksikliklerini ve hatalarını somut olarak ortaya koymuş olsaydı, tartışmanın daha doğru ve sağlıklı bir zeminde yürütülmesi mümkün olabilirdi.
Hatalar ve yetmezlikler tek taraflı değildir. Parti, MLM ideolojisini ve buna bağlı olarak iki çizgi mücadelesini doğru kavramış olsaydı, yaşanan ayrılıkların hiçbiri bu boyutlara ulaşmayabilirdi. Ayrılık süreçlerinde her kesim kendisinin Partiyi temsil ettiğini ve kendi çizgisinin doğru olduğunu savunur. Ancak kendi tarihsel sürecimize baktığımızda, her iki tarafın da doğru yanlarının yanı sıra ciddi eksiklikleri ve hataları olduğunu görmek gerekir.
Kendi tarihimizi eklektik bir biçimde ele alıp yanlışlarımızı görmezden gelir ve yalnızca doğru yanlarımız üzerinden muhatabımızla tartışma yürütürsek, doğru bir sonuca ulaşamayız. Tarihsel süreçler ve bu süreçler içerisinde yaşanan sorunlar eklektik biçimde ele alınamaz. MKP’nin 1.Kongre belgesi olarak yayımladığı Muhasebe, siz her ne kadar küçümseseniz de, bu süreçleri bütünlüklü biçimde ele alma yönünde önemli bir çaba ortaya koymuştur.
Öte yandan, TKP-ML iddia ettiği gibi 1994 sürecinde doğruyu temsil etmişse, hemen ardından, 1995 ve sonrasında neden defalarca bölünmeler yaşanmıştır? Burada iki seçenekle karşı karşıyayız: Ya yoldaşlarımız, her dönemde ve her ayrılıkta doğruyu temsil ettiklerini söyleyecekler ya da MLM açısından yaşanan ideolojik kırılmanın boyutunu kabul etmek durumunda kalacaklardır.
Bugüne kadar sorumluluğu sürekli karşı tarafta aradınız. Ancak yıllardır kendisini tekrar eden bölünmelerin ve ayrılıkların ideolojik köklerine yeterince inmediniz. Oysa asıl yapılması gereken, yalnızca “kim haklıydı, kim haksızdı?” sorusuna cevap aramak değil; bu ayrılıkları sürekli yeniden üreten ideolojik, politik ve yöntemsel sorunları ortaya çıkarmaktır. Gerçek bir tarihsel muhasebe ancak kendi yanlışlarımızla da yüzleşebildiğimiz ölçüde mümkün olabilir.
Monolitik Parti Anlayışı
TKP-ML, broşürde monolitik bir parti anlayışını öne çıkarmaktadır. İki çizgi mücadelesini yalnızca parti organları içerisine hapsetmek ve aynı ideolojik çizgiyi savunan farklı örgütsel yapıların varlığını ötekileştirmek, bu monolitik parti anlayışının bir ürünüdür.
Oysa ister kabul edelim ister etmeyelim, çelişki her şeyde olduğu gibi hem kendi örgütümüzde hem de bizim dışımızdaki örgütlerde de vardır. TKP-ML yekpare ve çelişkilerden arınmış bir örgüt olmadığı gibi, MKP ve diğer örgütler de değildir. Her örgütsel yapının içerisinde farklı düşünceler, yaklaşımlar ve eğilimler bulunmaktadır. Bu durum, çelişkinin doğal bir gerçeklik olduğunu gösterir.
Dahası, TKP-ML ile MKP içerisinde aynı ideolojik çizgiyi savunan yoldaşların bulunması da mümkündür. Bu durum, yoldaşların bugün hangi örgütsel yapı içerisinde yer aldığından bağımsız olarak ele alınmalıdır. İster iktidar konumunda ister muhalif konumda olsun, aynı ideolojik çizgiyi savunan insanların farklı örgütsel yapılar içerisinde bulunması, inkâr edilemeyecek bir gerçekliktir.
Ancak broşürde ortaya konulan monolitik parti anlayışı, ne yazık ki bu gerçeği reddetmektedir. İki çizgi mücadelesini yalnızca Partinin örgütsel sınırları içerisine hapsetmek, başka örgütlerde ve örgüt dışında bulunan komünist yoldaşların varlığını ve onların ideolojik mücadele içerisindeki yerini görmezden gelmek anlamına gelmektedir.
Bu anlayışın vardığı sonuç ise oldukça sorunludur: Sanki yalnızca belirli bir Partinin örgütsel organları içerisinde yer alanlar komünist, bunun dışında kalanlar ise birlik ve iki çizgi mücadelesinin öznesi olamazmış gibi bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır. Oysa komünist olmak yalnızca belirli bir örgütsel yapının içerisinde bulunmakla ölçülemez. Asıl belirleyici olan, hangi ideolojik çizginin savunulduğu, hangi sınıf karakterine dayanıldığı ve mücadelenin hangi yöntemle yürütüldüğüdür.
Dolayısıyla iki çizgi mücadelesini örgütsel sınırlarla sınırlamak yerine, ideolojik ve politik farklılıkların bulunduğu her alanda bilimsel ve MLM bir yöntemle ele almak gerekir. Farklı örgütsel yapılarda bulunan komünist güçleri birbirinden yalıtmak değil, ortak ideolojik ve politik zeminde bir araya getirmek, gerçek anlamda birlik siyasetinin önünü açacaktır.
İdeolojik-Teorik Tartışmalar Üzerine
Broşürde, üçüncü başlık ve buna bağlı alt başlıklarda üzerinde durulması gereken konular ele alınmıştır. Bize göre broşür, dikkate alınması gereken ciddi ideolojik ve teorik meseleleri tartışmaya açmaktadır. Esas olarak MKP’nin 3. Kongre çizgisi hedef alınmış ve bu çizgiye yönelik bilimsel eleştiriler yürütülmüştür. Bu eleştirileri önemsiyoruz. İdeolojik-teorik eleştirilerin doğru ve yapıcı bir biçimde ele alınması, kuşkusuz komünistlerin birlik zeminini de güçlendirecektir.
MKP, 3. Kongresi’nde kendince bir arayış içerisine girmiş ve bir takım temel ideolojik meseleleri tartışmaya açmıştır. 3. Kongre’nin olumlu yanlarının yanında, kırılmalara neden olan ciddi hataları da mevcuttur. Proletarya diktatörlüğü ve buna bağlı olarak “tüm halkın devleti” anlayışı ile Sosyalist Halk Savaşı tezi, önemli ideolojik sorunlara işaret etmektedir. Bu konular, MKP açısından ciddi ideolojik ve teorik kırılma noktalarıdır. Söz konusu meseleler iki çizgi mücadelesi yöntemiyle ele alınmalı, yeniden değerlendirilmeli ve doğru bir sonuca ulaştırılmalıdır. Bunların savunusunu elbette MKP içerisindeki yoldaşlarımız yapacaktır.
Devrimden sonra, kendilerini halk saflarında ifade eden partilerle iktidarın paylaşılması fikrini doğru buluyoruz. Zira bu fikri reddetmek ve bunun karşısında parti diktatörlüğünü savunmak, kitlelerin devrime katılımını ve devrimi sürdürmesini engelleyecektir. Kitlelerden kopan bir devrimin sürdürülemeyeceği açıktır.
MKP, bu temel meseleleri tartışmaya kapalı değildir. Daha önceki tartışmalarında da bunun altını çizmiştir. Daha sağlam bir ideolojik, teorik ve politik zeminde sınıf mücadelesini yürütmek ve bu mücadele içerisinde bilimsel arayışı sürdürmek önemlidir. Bu çaba, yanlışları kabul etmeyi ve doğrunun arayışı ışığında ilerlemeyi de içermelidir.
TKP-ML’nin belgesinde savunduğu Halk Savaşı teorisi ile Sosyalist Halk Savaşı stratejisi arasında ciddi farklılıklar bulunmamaktadır. Devrimin yoluna ilişkin birbirine yakın yaklaşımlar savunulmaktadır. Aslında burada yalnızca teorik doğrular üzerinden değil, pratikte nelerin yapıldığı üzerinden de değerlendirme yapmak gerekmektedir. Her iki yapı farklı stratejiler savunduğunu ifade etse de pratikte benzer şeyler yapmaktadır. Dolayısıyla kitlelerin gözünde doğru ile yanlışın ayırt edilmesi mümkün olmamaktadır. Her iki yapı da devrimin yoluna ilişkin stratejik farklılıklara rağmen pratikte birbirinden belirgin biçimde farklı bir yerde durmamaktadır.
Komünistlerin güncel görevi, nesnel koşulları doğru biçimde tahlil etmek ve bilimsel sentezlere ulaşmaktır. Yeni arayışlara girerek yanlış sentezlere ulaşılması, beraberinde ideolojik, politik ve örgütsel tasfiyeyi de getirebilir. Nitekim partimizdeki örgütsel dağınıklığın nedenleri de 3. Kongre’nin yöneliminde aranmalıdır. Bu yanıyla TKP-ML’li yoldaşlarımızın ideolojik-politik eleştirilerine katılıyoruz.
Devrimci mücadelenin öyle bir döneminden geçiyoruz ki kitleler, doğrulardan ziyade mücadelenin pratiğine bakmaktadır. Bu dönemde yanlış bir çizgi, güçlü bir pratik üzerinden sürece önderlik edebilir. Burada yanlış çizgilerin savunusunu yaptığımız anlaşılmamalıdır. Sadece pratikte yaşanan daralmaya ve ortaya çıkan çıkmaza işaret ediyoruz.
Sonuç
Sonuç olarak; MKP’nin ideolojik ve politik farklılıkları tartışmaya iki çizgi mücadelesi temelinde açık olması, parti tarihine eklektik yaklaşmaması ve parti birliğinde ısrarcı olması, bizim açımızdan dikkate değer bir mevziye işaret etmektedir. Biz, bu tutumun korunması ve geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Aynı zamanda MKP’den kopan yoldaşlara karşı da benzer bir tutumun sürdürülmesi için mücadele edeceğiz.
İdeolojik ve teorik farklılıkların açık, bilimsel ve yapıcı bir tartışma içerisinde ele alınması; yanlışların ortaya konulması, doğruların geliştirilmesi ve komünistlerin birlik zeminlerinin güçlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.


