KIZILDERE’NİN KIZIL HAFIZASI: DEVRİMCİ İRADE, DAYANIŞMA VE SÜREKLİLİK

Yazan: Cafer Can

30 Mart 1972… Türkiye devrimci hareketinin tarihine kazınmış bu tarih, yalnızca bir katliamın değil; aynı zamanda devrimci kararlılığın, fedakârlığın ve yoldaşlık hukukunun en yoğun ifadesidir. Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve yoldaşları, bir dönemin militan öncüleri olmanın ötesinde, devrimci pratiğin ne anlama geldiğini somutlayan bir miras bırakmışlardır.

Kızıldere, salt bir tarihsel kesit değil; devrimci iradenin sınandığı ve bu sınavdan geri adım atmadan çıkıldığı bir momenttir. Bu nedenle Kızıldere’yi anlamak, yalnızca geçmişe dönük bir anma değil, devrimci mücadelenin temel dinamiklerini kavrama çabasıdır.

Mahir Çayan ve yoldaşları, Kızıldere’de kuşatma altına alındıklarında geri çekilmeyi değil, direnmeyi seçtiler. Bu tercih, bireysel bir kahramanlık anlatısının ötesinde, politik bir tutumun açık ifadesidir. Onlar için mesele, yalnızca hayatta kalmak değil; devrimci onuru ve mücadele sürekliliğini korumaktı.

“Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” sözü, bir slogan olmanın ötesinde, tarihsel bir bilinç durumunu yansıtır. Bu bilinç, devrimci mücadelenin yarım bırakılmayacağını, en ağır koşullarda dahi sürdürüleceğini ifade eder. Kızıldere’de ortaya konan bu irade, bugün hâlâ devrimci hareket açısından temel bir referans noktasıdır.

Kızıldere’nin en belirgin yönlerinden biri, yoldaşlık ilişkisinin ulaştığı düzeydir. Burada dayanışma, dar anlamda bir birliktelik değil; ortak bir kaderi paylaşma iradesidir. Mahir Çayan ve yoldaşları, bireysel çıkarlardan ya da dar örgütsel hesaplardan bağımsız bir şekilde, kolektif bir sorumluluk bilinciyle hareket etmişlerdir.

Bu dayanışma anlayışı, devrimci mücadelenin yalnızca ideolojik ya da politik değil, aynı zamanda etik bir zemin üzerinde yükseldiğini gösterir. Yoldaşlık, yalnızca aynı hedefe yönelmek değil; o hedef uğruna birlikte bedel ödeyebilmektir.

Bugün açısından bakıldığında, bu düzeyde bir dayanışmanın yeniden üretilmesi, devrimci hareketin en temel ihtiyaçlarından biridir. Parçalı, rekabetçi ve dar perspektifli yaklaşımlar, mücadeleyi zayıflatırken; kolektif sorumluluk bilinci, devrimci hattı güçlendiren temel unsurlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Kızıldere, bir son değil; aksine bir başlangıç olarak değerlendirilmelidir. Orada kesintiye uğrayan yaşamlar, geride kesintisiz bir mücadele çağrısı bırakmıştır. Bu çağrı, devrimci mücadelenin sürekliliğini esas alan bir anlayışı zorunlu kılar.

Devrimci mücadele, anlık çıkışlarla ya da dönemsel yükselişlerle sınırlı değildir. Aksine, uzun soluklu, sabırlı ve kararlı bir pratiği gerektirir. Kızıldere’de ortaya konan tutum, bu süreklilik anlayışının en çarpıcı örneklerinden biridir.

Bu bağlamda, devrimci hareketin kendi tarihsel deneyimlerini doğru kavraması ve bu deneyimlerden öğrenmesi büyük önem taşımaktadır. Kızıldere’nin mirası, yalnızca duygusal bir bağlılık değil; aynı zamanda politik bir sorumluluktur.

Bugün içinde bulunulan koşullar, devrimci hareketin yeniden düşünmesini ve kendisini yeniden üretmesini zorunlu kılmaktadır. Bu süreçte Kızıldere’nin sunduğu deneyim, önemli bir referans noktasıdır.

Ancak bu referans, mekanik bir tekrar ya da biçimsel bir sahiplenme anlamına gelmemelidir. Asıl mesele, Kızıldere’de somutlaşan iradenin, kararlılığın ve dayanışma anlayışının bugünün koşullarında nasıl yeniden üretileceğidir.

Bu da, devrimci hareketin hem teorik hem de pratik düzeyde kendisini geliştirmesini gerektirir. Eleştiri ve özeleştiri mekanizmalarının işletilmesi, kolektif aklın güçlendirilmesi ve mücadele pratiğinin derinleştirilmesi, bu sürecin temel bileşenleridir.

Kızıldere’de yaşamını yitirenler, yalnızca bir dönemin değil; devrimci mücadelenin sürekliliğinin sembolleridir. Onların bıraktığı miras, edilgen bir anma konusu değil; aktif bir sorumluluk alanıdır.

Bu sorumluluk, devrimci iradeyi diri tutmayı, dayanışmayı büyütmeyi ve mücadeleyi kesintisiz bir şekilde sürdürmeyi gerektirir. Kızıldere, bu anlamıyla bir hafıza değil; bir yönelimdir.

Bugün bu yönelimi kavramak ve yeniden üretmek, yalnızca geçmişe bağlılığın değil; geleceğe duyulan sorumluluğun da bir ifadesidir.

Scroll to Top